Son Haberler
Anasayfa / Anasayfalar / RAPORLAR / İŞ DÜNYASINI NELER BEKLİYOR ? SAYI 30

İŞ DÜNYASINI NELER BEKLİYOR ? SAYI 30

Günümüzün iş dünyası, bugüne kadar hiç olmadığı ölçüde geleceğini öngörmeye ihtiyaç duymaktadır. Gelecekteki riskleri bugünden öngöremeyenlerin aldıkları yaralar  öldürücü olabilmekte, fırsatları öngörebilmek ise eskisine göre daha da zorlaşmaktadır. Hangi sektörde, hangi mesleklerde, hangi bölgelerde, hangi ekonomilerde neler oluyor, yakın gelecekte nelerin olması bekleniyor, nelere hazırlanmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz? “İş dünyasını Neler Bekliyor ?” başlıklı raporumuzda, bu sorulara yanıtlar arıyoruz.

İş adamlarının, yöneticilerin, girişimcilerin ve çalışanların okuması gerektiğine inandığımız bu periyodik raporu yerel ve küresel gelişmeleri dikkatle izleyerek, çok sayıdaki güncel ekonomik basın ve yayını detaylı bir şekilde tarayarak, yeni yayınlanan kurumsal araştırma ve danışmanlık yayınlarını inceleyerek  oluşturuyoruz.

“İŞ DÜNYASINI NELER BEKLİYOR ?” başlıklı raporumuzun yanısıra periyodik olarak yayınladığımız “EKONOMİK GÖRÜNÜM”, “PROJE HİBE DESTEKLERİ” ve “MEVZUAT DUYURULARI” başlıklı raporlarımızı da incelemenizi öneriyoruz.

Araştırma raporlarımızdan, proje hibe desteklerinden, mevzuat duyurularından, eğitim duyurularımızdan ve kurumsal haberlerimizden haberdar olmak isteyen okurlarımızın ozkandanismanlik@gmail.com  adresine boş bir e-posta göndermeleri yeterlidir.

Çalışmalarınızda destek olması dileğiyle bilgilerinize sunarız.

 

İŞ DÜNYASINI NELER BEKLİYOR ? SAYI 30 (TEMMUZ – AĞUSTOS 2017)

Türkiye ‘çok yaşlı nüfus’ toplumu haline geliyor. Toplumlarda nüfusun yüzde 7-10’unun yaşlı olması halinde yaşlı nüfus, yüzde 10’un üstündeyse çok yaşlı nüfus olarak tanımlandığını hatırlatan uzmanlar, Türkiye’nin son 10 yıldır yaşlı nüfus statüsünde olduğunu, 2023’lü yıllardan itibaren ise çok yaşlı nüfus kapsamına gireceğini kaydediyorlar. Yaşlıların çoğalmasının, başta sosyal güvenlik ve sağlık olmak üzere kamu harcamalarını artırıcı etkisi bulunduğunu belirtiliyor.

 

Para piyasası fonlarının en büyüğü artık Çinli. Alibaba’nın kurduğu Yu’e Bao, yönettiği 165 milyar dolarlık para piyasası fonuyla Amerikan JP Morgan’ın 150 milyar dolarlık fonunu geride bırakarak dünyanın en büyüğü oldu. 2013 yılı ortasında kurulan şirketin, 250 milyon kişiyle Çin hisse senedi piyasalarından bile daha fazla müşterisi bulunuyor. Dünyada en büyük para piyasası fonu sektörü 2.7 trilyon dolar net varlığıyla ABD’de bulunuyor. Bu tip fonlarda Çin 522.2 milyar dolarlık büyüklükle ABD’nin ardından ikinci sırada.

 

Robotlar en çok kadınları işsiz bırakacak. İnsan kaynakları yönetim danışmanlığı firması Mercer, her yıl yaptığı ‘Kadınlar İş Dünyasında Parladıkça’ adlı araştırmasının Türkiye sonuçlarını açıkladı. Araştırmanın sonuçlarına göre, yüzde 32 ile dünya ortalamasının 6 puan gerisinde olan Türkiye’de kadın çalışan oranı, üst kademede global ortalamanın üzerine çıkıyor. Araştırma, 2025’e gelindiğinde kadınların profesyonel kademede ve daha üstünde, işgücünün yüzde 40’ından daha azını oluşturacağını öngörüyor. Cinsiyet uçurumunun kapanması için 170 yıl gerekiyor; dünya genelinde yönetim pozisyonlarının yüzde 80’i erkeklere ait. Ev ve bakım işlerinin sadece yüzde 25’i erkekler tarafından yapılıyor. Ve bu rakamlar son beş senedir değişmiyor. Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer konu da, önümüzdeki 10 senenin kadınlar için daha kötü olacağı. Bunun ilk nedeni, en hızlı büyüyen sektörlerde kadın çalışan oranının çok az olması. Bir diğer neden ise kadınların yaptığı işlerin büyük bir bölümünün on sene sonra olmayacağı ya da robotlar tarafından yapılıyor olacağı….

 

Kadının en büyük sorunu: ‘Şiddet’. Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi tarafından gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması” nın sonuçlarına göre 2017 yılında kadının en büyük sorunu: ‘Şiddet’. İkinci sırada ‘işsizlik’; üçüncü sırada ise ‘eğitimsizlik’ geliyor. Araştırma yapıldığından bu yana en önemli sorun olarak belirtilen şiddet, son 3 yılın en düşük seviyesine gerilemiş durumda. Bu yıl yüzde 55 olarak belirlenen oran geçtiğimiz yıl yüzde 77,8; 2015 yılında ise yüzde 86,6’lık bir kesimin en önemli sorunu olmuştu. Kadınların genel hayat memnuniyeti değerlendirmeleri erkeklerinkinden daha fazla, ancak ilişki memnuniyeti açısından kadınlar, erkeklere göre eş, kayınvalide ve kayınpederlerinden daha az memnunlar. Kadınlar eşlerine erkeklere oranla daha az güveniyorlar. Ankette bu yıl ilk kez sorulan iki soruya gelen cevaplar ise Türkiye’de kadınların siyasi liderlik noktalarında kadınları görmeyi onayladığını ortaya koyuyor.

 

Dünyada şirket yönetimlerinin yüzde 25’inde kadın var. Bağımsız denetim, vergi ve danışmanlık firması Grant Thornton’ın araştırmasına göre kadınların yönetimdeki payı 2012’den 2017’ye yüzde 21’den yüzde 25’e 4 puanlık bir artış yaşarken, Türkiye ortalaması yüzde 31’den yüzde 23’e 8 puanlık bir düşüş yaşıyor. G7 ülkeleri özelinde sonuçlara bakıldığında, bu ülkelerdeki kıdemli yönetici rollerinin sadece yüzde 22’si kadınlar tarafından temsil edilirken, G7 şirketlerinin yüzde 39’unda hiçbir kadın yönetici bulunmaması dikkat çekiyor. G7 ülkeleri arasında, en kötü performansı sergileyenler, yüzde 7’lik kadın yönetici oranı ile Japonya ve yüzde 18’lik kadın yönetici oranı ile Almanya. Diğer taraftan, Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri, yüzde 38’erlik oranlar ile en yüksek kadın yönetici oranlarına sahip bölgeler olarak öne çıkıyor. Araştırmanın lider ülkesi Rusya’da kadın yönetici oranı yüzde 47 iken (geçen yıla göre 2 puanlık artış), Rusya’nın ardından yüzde 46 ile Endonezya ve her biri yüzde 40’arlık oranlar ile Estonya, Polonya ve Filipinler geliyor. Grant Thornton’un araştırmasının sonuçlarına göre, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu MINT ülkeleri (Meksika, Endonezya, Nijerya ve Türkiye) en dikkat çekici artışı yakalayan grup. Bu gruptaki kadın yönetici oranı 2016’da yüzde 24 iken 2017’de yüzde 28’e yükseliyor fakat bu grup içindeki en düşük ortalamaya sahip ülke yüzde 23 ile Türkiye. Diğer MINT ülkelerinin ortalamaları ise şöyle: Endonezya yüzde 46, Nijerya yüzde 29 ve Meksika yüzde 24. Yine bu grup içinde yönetimde kadın olmayan şirketlerin oranı yüzde 36’dan yüzde 27’ye geriledi. Kadın girişimci oranının en yüksek olduğu ülkeler Uganda ve Bangladeş ğibi gelişmekte olan ülkeler. MasterCard tarafından yapılan araştırmaya göre iş fırsatlarının az olmasından dolayı bu ülkelerde kadınlar kendi işlerini kurmak zorunda kalıyorlar. Çin, Botswana ve Vietnam kadın girişimci oranının yüksek olduğu diğer ülkeler. Kadın girişimciye en büyük desteğin sağlandığı ülkeler ise Yeni Zelanda, Kanada ve ABD.

 

Kadınlar “kilidi kırıyor”. KPMG Türkiye’nin iş dünyasında yönetici kadının yerini belirleyebilmek için yaptığı “Kilidi Kırmak” araştırmasından Türkiye’de toplumsal cinsiyete dayalı zihniyet kalıpları değişmedikçe, daha fazla kadın yöneticiden söz etmek zor olacağı sonucuna ulaşıldı. Araştırmadan çıkan sonuca göre, “kadın yönetici olmanın önündeki engeller” şöyle: Kadının büyük bir şartlanmayla baştan yöneticiliğe düşünülmemesi. Kadının kendi şartlanmışlığı ile zaten yöneticiliği hedefine koymaması. Kadının anneliğinin engel olarak görülmesi.  Annelik için verilen aranın zaman kaybı olarak değerlendirilmesi. Kadınlar işe alınırken ya da yönetici konumuna getirilmesi düşünülürken; “Evliliği ya da anneliği çok çalışmasına ya da seyahat etmesine engel olabilir” önyargısının zihinlerde hakim olması.

 

Yenilenebilir enerjide evlilikler 5 yılda yüzde 60 arttı. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’na göre, yenilenebilir kaynaklardaki birleşme ve devralma işlemleri, 2010 yılından 2015’e kadar yüzde 60 arttı. A.T. Kearney’nin yeni yayınladığı “Altyapı Hizmetlerinde Birleşme ve Satın Alma 2017” raporuna göre, geçtiğimiz yıl, altyapı hizmetleri sektöründe gerçekleştirilen 329 milyar Euroluk anlaşma değeriyle, uluslararası bi rekor kırıldı. Raporda finansal yatırımcıların girişleri ve Avrupa’daki altyapı hizmetleri şirketleri için düşük piyasa kapitalizasyonunun, geleneksel entegre modeli zorladığına dikkat çekiliyor. Bunun sonucunda hizmet şirketleri bölünüyor ve enerji üretimi, iletimi ve dağıtımı boyunca düşük performans gösteren varlıklar ayrıştırılıyor. Raporun dikkat çektiği en önemli konu ise, dünya çapındaki yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili anlaşma faaliyetlerinin büyük bir itici güç konumuna gelmesi.

 

Yüzde 100 yenilenebilir enerji hedefi gerçekçi ve mümkün. REN21 tarafından yayınlanan “Yenilebilir Enerjinin Küresel Geleceği: %100 Yenilenebilir Enerjiye Doğru Mühim Tartışmalar” raporunda 114 yenilenebilir enerji uzmanı 2050 yılına kadar küresel düzeyde %100 yenilenebilir enerji hedefinin gerçekçi ve mümkün olduğunu ifade ediyor. Raporda yer alan temel bulgular şöyle: Avrupalı ve Avustralyalı uzmanlar başta olmak üzere, görüşü alınan uzmanların yüzde 70’den çoğu küresel düzeyde yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçmenin hem gerçekleştirilebilir hem de gerçekçi olduğunu düşünüyor. Yenilenebilir enerjinin geleceğe hükmedeceğine dair çok güçlü bir fikir birliği var. Çok sayıda şirket, bölge, ada ve kent yüzde 100 yenilenebilir enerji hedefleri belirledi. Görüşü alınan uzmanların hemen hemen yüzde 70’i, yenilenebilir enerji maliyetlerinin düşmeye devam edeceğini ve 10 yıl içinde tüm fosil yakıtlardan daha düşük maliyetli olmasını bekliyor.

 

En hızlı büyüme, %12 ile yenilenebilir enerjide! Küresel enerji talebindeki zayıflama ardı ardına üçüncü yılını geride bıraktı. Enerji talebi 2016’da sadece yüzde 1 büyüdü. Bir kez daha, bu büyümenin neredeyse tamamı, hızlı büyüyen gelişmekte olan ekonomilerden gelirken tüm büyümenin yarısı Çin ve Hindistan’da gerçekleşti. BP Enerji İstatistikleri 2017 Raporu’na göre, küresel enerji piyasaları uzun dönemli değişikliklerden geçmeye devam ederken fiyatlardaki daha kısa vadeli zorluklara da uyum sağlıyor. Ayrıca, yenilenebilir enerjideki güçlü büyüme ve kömür kullanımındaki düşüşün devam etmesiyle daha düşük karbonlu yakıtlara doğru geçişin altını çiziyor. Fiyatlarda geçen yıl görülen düşüş, petrol talebini yüzde 1,6 artırırken, doğal gaz üretimi de düşük fiyatlardan olumsuz yönde etkilenerek sadece yüzde 0,3 arttı. Kömür kullanımı yüzde 1.7 düşüş gösterdi

 

Sigortada ‘aile’ öne çıktı. Dijital dönüşüm hizmeti veren CSC tarafından, Türkiye dahil 5 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen “Dijital Sigorta Araştırması, 2016″nın sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre kendileri için doğru sigorta paketi arayanların yüzde 41′i önce aile ve yakınlarına danışırken, yüzde 33′ü de önce internette araştırma yapmayı tercih ediyor. Sadece yüzde 23′lük bir kesim ise kendisine uygun sigortayı bulmak için direkt olarak bir acenteye başvuruyor. Ayrıca Türkiye’deki tüketicilerin sadece yüzde 24′ü bugüne dek online olarak sigorta poliçesi satın aldı. Almanya’da yüzde 49 olan bu oran, İtalya’da yüzde 44, Avusturya’da ise yüzde 23′te bulunuyor.

 

Teknoloji ve araç paylaşımı sigorta pazarını küçültecek. The Boston Consulting Group, 200 milyar dolarlık ‘motorlu taşıt sigortası’ pazarının hızlı bir değişime yelken açtığını raporladı. Motorlu taşıt sigortası pazarıyla ilgili raporda öne çıkan önemli bulgular şöyle: Özellikle gelişmiş pazarlarda, 2040 yılına kadar, motorlu taşıt sigortası sektörü yüzde 15-70 küçülecek. Ticari branşlara kayış hızlanacak. Küresel araç üreticileri, çarpmayı önleme teknolojisini ürün sorumluluk sigortası kapsamında sunacak ve ulaştırma şirketleri filolarını toplu şekilde sigortalayacaklar. Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişen pazarlardaki taşıt sigorta primleri ise büyümeye devam edecek. Ancak bu büyüme, geçmiş dönemlerdeki trendin altında seyredecek. Geleneksel taşıt sigortası modeli, büyük değişimler yaşayacak. Bu değişimleri; özel sürücü verilerine erişim, üstün veri analiz kapasiteleri ve doğrudan müşteri erişim imkanlarına sahip geleneksel olmayan oyuncular yapacak. Paylaşımlı araç kullanımı imkanı sunan filolar gibi şirketler, sadece veriye sahip olmakla kalmayacak aynı zamanda kendi analizlerini de yaparak sigorta şirketlerinin büyüyen ticari branş pazarına ek rekabet getirecek. Ayrıca teknoloji devleri, araç üreticileri ve bunlar kadar olmasa da telekom şirketleri de geriye kalan bireysel branş pazarından ciddi ve kârlı bir pay almaya çalışacak. Genç sürücülerin yaklaşık yüzde 50’si sigortalarını geleneksel olmayan oyunculardan alacak. İleriye dönük stratejilerin önemi artacak. Teknolojiyi kullanarak veri alışverişi yapan müşterileri ile etkileşim kuran, riskini optimize eden ve üstün maliyet verimliliği getiren “dijital modeller” sigortacıların teknik, satış ve hasar birimleri için daha entegre edilmiş yöntemlerle veri toplama ve kullanımını çok daha gerekli kılacak. Sigorta şirketleri, aynı zamanda, veriye ve müşteriye erişim ve servislerini tamamlamak için stratejik ortaklara yönelecekler. “Yakınlık oyununda” sigortacılar “mobilite” ile ilgili ilişkiler kurarak kayıp gelirlerini telafi edecekler.

 

Küresel silah ticareti 2016 yılında, “Soğuk Savaş” döneminden bu yana en yüksek hacmine ulaştı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü’nün (SIPRI) hazırladığı rapora göre dünyada silah satışları, Ortadoğu’daki karışıklıklar, Güney Çin Denizi’de tansiyonun tırmanması ve Rusya’nın komşularıyla çatışmalar yaşaması  gibi nedenlerle tarihi seviyelere tırmandı. Küresel arenada silah satışları son beş yılda yüzde 8,4 oranında artış kaydetti.  Dünyanın en büyük silah ihracatçıları sırasıyla ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya’dan oluşuyor. ABD’nin küresel silah ticaretindeki payı yüzde 33’ü buluyor. En büyük ikinci silah üreticisi Rusya’nın silah satış pastasındaki payı yüzde 23’ler civarında. Çin’in son beş yılda silah satışlarını yüzde 74 oranında arttırması gözlerden kaçmıyor. Fransa’nın payı yüzde 6, Almanya’nın toplam silah ihracatındaki payı ise yüzde 5,6 olarak belirlendi. Avrupanın en büyük ekonomisi Almanya’nın silah satışı son beş yılda yüzde 36 oranında geriledi. Amerika’nın Ortadoğu’daki en önemli müşterileri arasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirliği ve Türkiye yer alıyor. Asya’nın büyümede parlayan yıldızı olan Hindistan’ın silah alımları son beş yılda yüzde 43’lük artış kaydetti. SIPRI raporunda, Afrika kıtasının en fazla silah ithal eden ülkelerinin ise Nijerya, Sudan ve Etiyopya olduğu belirtiliyor.

 

Dünyada çatışma endişesi, gelişmiş ülkelerde popülizm dalga dalga artıyor. Coface’ın 159 ülkeyi kapsayan, çatışma ve terörden kaynaklı güvenlik riskleri ile siyasi ve sosyal riskleri bir araya getirdiği ve ilk defa hesapladığı Siyasi Risk Endeksi’nde Türkiye’nin yeri 26’ncılık oldu. Siyasi riski en düşük, yani 159’uncu ülke ise İzlanda oldu. Coface tarafından yapılan analizde ‘çatışma riski’ Afganistan, Irak, Sudan, Nijerya ve Suriye gibi sıcak savaşın yaşandığı ülkelerde yüksek çıkarken kartel savaşları nedeniyle bu risk Meksika, Kolombiya, Cezayir ve Hindistan’da da yüksek çıktı. Yine rapora göre siyasi ve sosyal kırılganlık endeksi BDT ve Latin Amerika’da yüksek çıkarken terör riski ise 2008 yılından bu yana 2.8 kat arttı. Siyasi popülizm baskısının en yüksek düzeye ulaştığı ülke olarak Birleşik Krallık gözükürken endeks değeri yüzde 73 oranında artmış durumda. Fransa’nın endeks değeri yüzde 70, Avusturya’nın yüzde 64 ve Hollanda’nın yüzde 53’lük endeks değerlerinde artış yaşadığı görülüyor.

 

Popülizm, para politikalarının önüne geçecek. Dünyanın en büyük hedge fonlarından Bridgewater’a göre şu an dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük sorun popülizm. Fonun hazırladığı rapora göre popülizm, II Dünya Savaşı arifesinden bu yana en yüksek seviyeye çıkmış durumda. Rapora göre, son 10 yılda Venezuela ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerde şahit olduğumuz popülizm son bir yıl içinde gelişmiş ekonomilerde de güç kazandı. Bridgewater, başlıca gelişmiş ülkelerin dahil edildiği bir endeks hazırladı. Endekse ABD Başkanı Donald Trump, İngiltere’den aşarı sağcı UKIP, Almanya’da İslam, mülteciler ve yabancı karşıtı açıklamalarıyla dikkat çeken sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisi, Fransa’dan Marine Le Pen’in liderliğindeki Ulusal Cephe, İspanya’da değişim hareketi sol parti Pademos ile İtalya’da sağ-muhafazakar kesimin partisi 5 Yıldız dahil edildi. Raporda şu tespitlere yer verildi: 1929’da yaşanan Büyük Buhran sonrasında borçlanma şimdiki gibi rekor seviyelere çıktı. O yıllarda da faiz oranları sıfıra yaklaşmıştı. Büyük miktarda para basılması kaldıraç oranlarını yükseltti. 1933-1936 döneminde borsalar ile riskli varlıklarda meydana gelen ralli 2009-2017 yılları arasında tekrar etti.

 

Popülizm rüzgarı endişe yaratıyor. Goldman Sachs tarafından yapılan ankete göre sigortacılar yatırım portföyleri için en büyük makroekonomik risk olarak politik gelişmeleri görüyor. Anket, toplam bilanço büyüklüğü 10 trilyon doları aşan ve dünyadaki sigortacılık varlıklarının yüzde 40′ını temsil eden sigortacılık şirketlerinden 300′den fazla CFO ve CIO’nun görüşleri alınarak hazırlandı.  Katılımcıların yüzde 26′sı politik olayları en büyük risk olarak nitelerken, yüzde 50′sinden fazlası da politik gelişmeleri en ciddi üç riskten biri olarak görüyor. 2015 yılındaki çalışmada hiçbir şirket siyaseti makroekonomik risk olarak görmezken, 2016 anketinde katılımcıların sadece yüzde 3′ü ilk sıraya bu maddeyi yerleştirmişti. Goldman anketindeki sonuçlar, 2016′da başlayan popülist haraketlerin bir yansıması. Popülizm rüzgarı Donald Trump’ı Beyaz Saray’a taşımış, İngiltere de Avrupa Birliği’nden çıkma yönünde için oy kullanmıştı. Bazı kesimler popülizmde en üst seviyelere ulaşıldığını da düşünse de Goldman, gelecek yıllarda popülizmin sigortacıların gözünde daha küçük bir riske dönüşeceğini düşünmüyor.

 

Yöneticilerin en büyük korkusu ‘marka imajı’. Risk yönetimi, sigorta gibi konularda dünya çapında hizmet veren Aon, “Global Risk Yönetimi Anketi” nin 2017 yılıyla ilgili sonuçlarını açıkladı. Anketin sonuçlarına göre “Marka İmajı ve İtibarının Zedelenmesi” risk algısı açısından ilk sıradaki yerini korudu. Bu kapsamda arızalı mallar, hileli iş uygulamaları ve yolsuzluk, şirketlerin itibarını tehdit eden en büyük riskler olarak görülüyor.Risk yöneticilerinin faaliyet gösterdikleri sektörler ve genel olarak riskler ile ilgili yorumlarına dayanan ankete göre ilk 10’da yer alan ve doğru yönetilmesi gereken diğer riskler ise sırasıyla şöyle: Ekonomik Yavaşlama, Artan Rekabet, Yasal Düzenlemelere Bağlı Riskler, Siber Riskler, Yenilikten Uzak Olmak, Başarılı Çalışanı Elinde Tutma, İş Kesintisi, Politik Riskler ve Belirsizlikler, Üçüncü Şahıs Mali Mesuliyetler. Bu anketle birlikte yayınlanan değerlendirmede 2020 yılıyla ilgili de öngörüler yapıldı. Buna göre bugün risk algısında ilk sırada olan “marka imajı ve itibarının zedelenmesi” gerilere düşecek. Buna karşın “yenilikten uzak olmak” üçüncü sıraya yükselecek. Nesnelerin internetinin yaygınlaşmasıyla önemi giderek artan “teknolojik yıkım riskleri” nin sıralamada 10 basamak birden yükselerek ilk 10’da yer alması bekleniyor.

 

PwC’nin Küresel Aile Şirketleri Araştırmasında Türk şirketleri açısından öne çıkan temel bulgulardan bazıları şunlar:  Türkiye’deki aile şirketlerinin performansları geçtiğimiz mali yılda düşüş göstermiş olmakla birlikte, geçtiğimiz yıl %71’inin satışları arttı, %15’inin satışları ise azaldı. Tüm dünyada, aile şirketlerinin %64’ü büyüdü, %20’si ise küçüldü.  Türkiye’deki aile şirketlerinin %89’u gelecekle ilgili temkinli, ancak iyimser: %89’u büyümeyi, %6’sı ise hızlı ve agresif bir şekilde büyümeyi bekliyor. Türkiye’de %10 ve üzerindeki oranlarda büyümeyi bekleyen aile şirketlerinin %65’i büyümeyi desteklemek için dış finansman kullanacak. Bunun yanında, %85’i öz sermayesinden yararlanacak. Türk aile şirketlerinin %54’ü henüz halefiyet planlarını yapmış değil. Bu oran küresel seviyede %43.  Önümüzdeki 12 ay içinde Türkiye’deki aile şirketlerinin gündemindeki en önemli konu piyasa koşulları  ve döviz kurları olacak. Önümüzdeki beş yılda ortaya çıkacak en önemli zorluklar yukarıdakilerin yanı sıra, maliyetleri düşürmek, inovasyon ve rekabet olacak. Katılımcıların önümüzdeki beş yıl içindeki kişisel ve profesyonel hedefleri ise; şirketin geleceğini garanti altına almak, sürdürülebilir olmak, karlılığı arttırmak ve yeniliklere uyum sağlayabilmek.

 

İklim değişikliği terörü tetikleyecek. Alman düşünce kuruluşu Aldephi’nin ‘Isınan bir Dünyada Ayaklanma, Terörizm ve Organize Suçlar’ raporuna göre, iklim değişikliği sonrası doğal kaynakların azalması terör örgütlerinin büyümesine yol açacak. Raporda vurgulanan unsurlar şu şekilde:  İklim değişikliği, kırılgan ve zayıf ülkelerin üzerindeki baskıyı artırıyor ve terör örgütlerinin büyümesine yol açıyor. İklim değişikliği, terörist yaratmıyor ancak terörizmin daha serbestçe gelişebileceği ve faal olabilecekleri bir ortam yaratıyor. Terör örgütleri halkları kontrol etmek için su ve gıda kıtlığını kullanıyor. İklim değişikliği insanların geçim kaynaklarını yok ederek, terör örgütlerinin örgütlenmesini kolaylaştırılıyor, insanları daha savunmasız kılıyor. İklim açısından kırılgan olan Çad Gölü, Guatemala, Suriye ve Afganistan’da terörizm, ayaklanma ve organize suçlar artıyor.

 

6 bin Türk milyoner göç etti. Güney Afrika merkezli araştırma şirketi New World Wealth’in yaptığı  çalışmaya göre 2015’te dünya genelinde 64 bin milyoner kendi ülkelerini terk etmiş. 2016’da bu rakam 82 bine fırlamış. En fazla rağbet edilen yerler arasında ise gelişmiş ülkeler var. Avustralya 11 bin, ABD 10 bin, Kanada 8 bin Yeni Zelanda ise 4 bin milyonerin yeni evi olmuş. En fazla milyoner kaybeden ülkelerde ilk sırada terörün derin izler bıraktığı Fransa var. Bu ülkeden giden milyonerlerin sayısı 12 bin. İkinci olan Çin’den 9 bin, üçüncü Brezilya’dan 8 bin, 4’üncülüğü paylaşan Türkiye’den ve Hindistan’dan 6’şar bin..

 

Asya, 26 trilyon $ elektrik su ve yol yatırımı bekliyor. Asya’da 400 milyondan fazla insan elektriksiz, 300 milyon kişi temiz suya erişemiyor, 1.5 milyar kişi de sağlık hizmetleri altyapısından mahrum. Asya Kalkınma Bankası (ADB), ‘Asya’nın Altyapı İhtiyaçlarını Karşılamak’ isimli raporunda, Asya’nın ciddi altyapı eksiklikleri bulunduğunu ve bu eksikliklerin büyümeyi tehdit ettiğini bildirdi. Bu yatırımların 14 trilyon doları elektrik, 8.4 trilyon doları ulaşım için gerekiyor. Telekomünikasyona yapılması gereken yatırım 2.3 trilyon dolar, su ve sağlık için gerekli yatırım 800 milyar dolar. 26 trilyon dolarlık yatırımın yüzde 61’i Doğu Asya için gerekiyor. GSYH’ye oran olarak bakıldığında ise Pasifik yüzde 9.1 ile başı çekiyor. Güney Asya’da bu oran yüzde 8.8, Orta Asya için yüzde 7.7, Doğu Asya için yüzde 5.2. Regülasyonlar ve kurumsal reformlarla altyapı yatırımlarının özel sektör için cazibesinin artırılması gerekiyor. Ülkelerin kamuözel ortaklığı (PPP) için yeni düzenlemeler yapmasına gereksinim var.

 

Çin, ‘işçilik’ avantajını kaptırıyor. Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) üye olduktan sonra işgücü maliyetinde büyük bir artış yaşanan Çin’in üretim üssü olarak cazibesi azalıyor. Uzmanlar verimlilik düzeyi arttıkça ücretlerin daha da yükselebileceğini öngörüyor. Ancak ücretlerde artış, ülkenin üretim avantajını başka ülkelere kaptırabileceği anlamına geliyor. Pazar araştırma şirketi Euromonitor, Çin imalat sektöründe ortalama ücretin Brezilya, Arjantin, Meksika gibi ülkelerin üzerine çıktığını bildirdi. Euromonitor’un araştırmasına göre Şili dışındaki Latin Amerika ülkelerinde işçi ücretleri Çin’in altında kaldı. Çin’de imalat sektöründe saatlık işçi ücretleri 2005-2016 döneminde üçe katlanarak 3.60 dolara ulaştı. Aynı dönem içinde Brezilya’da ücretler 2.90 dolardan 2.70 dolara inerken, Meksika’da 2.20 dolardan 2.10 ve Güney Afrika’da 4.30 dolardan 3.60 dolara geriledi. Çin’de saatlik ücretler Arjantin, Kolombiya ve Tayland’ı da geçti.

 

Türkiye’deki Roman çocuklar okula gitmiyor. “Türkiye’de Romanların Barınma ve Eğitim Hakkına Erişimi” raporu, Romanlar ve Romanlar gibi yaşayan gruplara mensup çocukların, okula kayıt oranının en düşük olduğu gruplar olduğunu ortaya koyuyor. Raporda evsizlik birincil mesele olarak tanımlanıyor. Evsiz Roman ve Romanlar gibi yaşayanlar için ihtiyaç duyulan konut sayısının en az 3 milyon olduğu belirtiliyor. Aynı zamanda Roman çocukların okuduğu okullara atanan öğretmenlerin atama süresi dolmadan kurumdan ayrılmaya çalıştığı ve bu okulların sürgün yeri, norm kadro fazlası öğretmenlerin görev yaptığı okullar olduğu ifade ediliyor. Öğrencilerde izlenen devamsızlık da büyük bir sorun olarak öne çıkıyor.

 

Çinli milyarderler Türk futbol kulüplerine talip. İngiltere, İtalya, Fransa, İspanya, Hollanda, Çek Cumhuriyeti liglerinden kulüp satın alan Çinliler, bu ağa Türkiye’yi de dahil etmek istiyor. Türk futbol kulüplerinin dernek statüsü ile yönetilmesi ise satın alma işlemlerinin önündeki en büyük engel olarak karşılarına çıkıyor.

 

Dış yatırımların yüzde 28’i gayrimenkul işlerine gitti. Dışardaki Türk yatırımı sayısı 2 bin 671 oldu. Bu yatırımlardan 75.4 milyar dolar ciro sağlanıyor. Bu yatırımlarda 253 bini yabancı toplam 270 bin kişi istihdam ediliyor. Merkez Bankası’nın ödemeler dengesi rakamlarına göre 1 milyar 184 milyon dolarlık dış yatırımın 361 milyon dolarlık kısmı Hollanda’ya yapılmış. Ancak bu ülke hanesinde gözüken yatırımların bir kısmı, başka ülkelere aktarılan sermayelerden oluşuyor. Bu nedenle Hollanda değerlendirme dışı tutulduğunda, bu yıl Türk yatırımcıların en çok ilgisini çeken ülke ABD olmuş gözüküyor. Son dönemde özellikle çimento, hazır beton ve inşaat malzemeleri sektöründe ABD’ye yatırımlar dikkat çekiyordu. Bu ülkenin Meksika sınırına yapılması planlanan 900 kilometrelik beton duvar, bu sektörlerin ilgisini uyandırmıştı. ABD’den sonra Türkiye’den en çok yatırım çeken ülke 105 milyon dolarla İngiltere, 97 milyon dolarla Almanya olarak sıralanıyor. Doğrudan yatırımlarda en büyük ikinci pay 267 milyon dolarla madencilik sektöründe yapıldı. Üçüncü sırada 102 milyon dolarla finans ve sigorta faaliyetleri var. İmalat sanayi yatırımları 135 milyon dolarlık pay almış. Bu grupta en büyük yatırımı da 53 milyon dolarla “diğer metalik olmayan mineral ürünlerin imalatı” almış gözüküyor. Ulaştırma depolama yatırımları 94, konaklama ve yiyecek hizmetleri de 85 milyon dolarlık pay almış. DEİK’in dış yatırımlar raporuna göre, Amerika Türk şirketlerinden en çok lojistik, gıda ve perakende; Avrupa kıtası en çok üretim, turizm ve inşaat; Afrika kıtası üretim, enerji ve maden; Avrasya en çok inşaat altyapı, tekstil; Ortadoğu en çok lojistik, perakende ve finans; Asya Pasifik bölgesi ise en çok ev aletleri, ilaç ve madencilik yatırımları çekiyor.

 

Emeklilerin 5’te 1’i İstanbul’da yaşıyor. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) tarafından yapılan “Emeklilerin Yaşadığı Yerler Araştırması”na göre, Türkiye’de 8 milyon 140 bin emekli yaşıyor. İstanbul’un ardından en yoğun emekli nüfusuna sahip iller, 656 bin 141 kişiyle Ankara, 641 bin 955 kişiyle İzmir, 358 bin 632 bin kişiyle Bursa ve 229 bin 408 kişiyle Antalya olarak sıralanıyor. Balıkesir, İzmir, Bursa, Ankara ve Manisa, emekli nüfusunun il nüfusuna oranının en yüksek olduğu şehirler olurken, 1 milyon 196 bin 176 nüfuslu Balıkesir ile 4 milyon 223 bin 545 nüfuslu İzmir’in yaklaşık yüzde 15’i emeklilerden oluşuyor.

 

Elimiz direksiyonda gözümüz telefonda. “Direksiyon Başında Telefon Kullanımı” araştırmasının sonuçları açıklandı. Türkiye, ABD, Kanada, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, İrlanda, Polonya, Çin, Hindistan, Singapur, Endonezya’nın yer aldığı araştırmanın sonuçlarına göre trafik kurallarına en saygılı ülke İngiltere çıktı. Her 5 İngiliz sürücüden sadece birisi (yüzde 20), “hands-free” kit yardımı olmadan direksiyon başında telefon kullanıyor. Bu oran Çin’de yüzde 76, ABD’de yüzde 63 olurken, Türkiye’de ise yüzde 53. Yani Türkiye’de sürücülerin yarıdan fazlası direksiyon başında telefonla konuşuyor. Yine araştırmaya göre “araç kullanırken mesaj yazdığını kabul eden sürücü oranı” Türkiye’de yüzde 34 olurken, Endonezya’da yüzde 53’e çıkıyor, İngiltere’de yüzde 13’e iniyor. Ayrıca “araç kullanırken sosyal medyada gezinen veya paylaşım yapan sürücü oranı” ise Türkiye’de yüzde 22. Bu oran İngiltere’de yüzde 7, Hindistan’da yüzde 41.

 

Küresel gıda fiyatları düşük seyredecek.  Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) ortaklaşa hazırladıkları 10 yıllık Tarımsal Görünüm Raporu’na göre, küresel gıda emtia fiyatları geçmiş yıllarda yaptığı zirvelere kıyasla gelecek 10 yıl boyunca düşük seviyelerde kalmayı sürdürecek. Bu durum, yükselen bazı ekonomilerde talep büyümesinin yavaşlayacağı beklentisi ve biyoyakıt politikalarının pazarlar üzerindeki azalan etkisinden oluşacak. Hububat stoklarının son on yılda 230 milyon metrik ton ile ikmali ve diğer birçok emtia stoklarının bol oluşu şu an neredeyse 2007-2008 gıda fiyat krizinden önceki seviyelerine gerileyen küresel fiyatların artmasını sınırlandırmaya yardım edecek. İlave kalori ve protein tüketiminin 10 yıl boyunca bitkisel yağ, şeker ve süt ürünlerinden gelmesi beklenirken et için talep büyümesi yavaşlayacak. Ortalama kaloriye erişim 2026′da en az gelişmiş ülkelerde günde kişi başı 2 bin 450 kilokaloriye ulaşacak, gelişmekte olan diğer ülkelerde ise günde 3 bin kilokaloriyi geçecek. Mahsul üretiminde artış özellikle yüksek ürün veriminden sağlanacak. Mısır üretimindeki artışın yüzde 90′ının verim artışından, yüzde 10′nun ise ekim alanının genişlemesinden gelmesi bekleniyor. Et ve süt ürünlerindeki artış ise bunun tam tersine hayvan sürülerindeki genişlemeden ve hayvan başına daha yüksek verimden sağlanacak. Raporun öngörülerine göre, su ürünleri yetiştiriciliği, balık sektöründe büyümede baskın olacak ve çiftlik balık üretimi raporda analiz edilen bütün emtialar içinde en hızlı büyüyen protein kaynağı olacak.

 

Gıdanın sürdürülebilirliği. Dünyada gıda ve beslenmeye ilişkin sorunları analiz etmek amacıyla kurulan Barilla Gıda ve Beslenme Vakfı (BCFN), Milano Gıda Hukuku ve Politikaları Merkezi ile “Dünya Günü”nde yeni bir araştırma yayımladı. Rapora göre dünyada son 40 yılda tarıma elverişli arazilerin yüzde 30′u verimsizleşti. Küresel gıda sisteminin sürdürülebilirliği için acilen, gıda israfının azaltılması; tarıma elverişli arazilerin mutlak surette gıda üretiminde kullanılması ve daha az toprağa ihtiyaç duyan gıdaların tercih edilmesi gerekiyor. Rapora göre dünyadaki arazilerin yaklaşık yüzde 40′ı tarım ve hayvancılık ile ilgili faaliyetlerde kullanılırken; toplamda 4,4 milyar hektarlık tarıma elverişli arazi bulunuyor. Sahra Altı Afrika, Güney Amerika, Güneydoğu Asya ve Kuzey Avrupa’nın birçok bölgesinde toprak kalitesine bağlı olarak ekilebilen alanlar hızla etkilenmeye devam ediyor. Dünya her gün Berlin, her yıl Filipinler büyüklüğünde tarım alanı kaybediyor. Tarıma elverişli arazilerin yüzde 80′i hayvan yemi yetiştirilmek için kullanılıyor. Rapora göre yeryüzü arazilerinin yüzde 25′i ciddi hasar görmüş durumda ve son 150 yılda gezegenin üst yüzeyinin yarısı kaybedildi. Batı Amerika’da otlakların aşırı kullanımı toprak derinliğini azaltarak çölleşmeye neden oldu. Hindistan’daki ağaçların hızla kesilmesi tarım toprağındaki verimliliğin kaybolmasına; Brezilya’da ise soya üretimdeki artış, her yıl 55 milyon ton tarım toprağının kaybedilmesine neden oldu. Yaşam tarzındaki değişimlerin gıda talebini artırdığına dikkat çeken uzmanlara göre bu artış 2050 yılına gelindiğinde 2009 yılına kıyasla yüzde 70 daha fazla olacak. Raporda dünya nüfusunun 2050 yılında 10 milyara ulaşmasının beklendiği, gıdaya erişim için bugünden daha fazla yeni arazi arayışı olacağına dikkat çekilirken; bu arayışın ormansızlaşmayı ve üretim yerlerinin değişmesini beraberinde getireceği belirtildi.

 

Türkiye interneti mobilden kullanıyor! InterPress’in Global Overview Türkiye istatistiklerinden derlediği bilgilere göre, ülkemizde internet kullanan kişilerin oranı bir önceki yıla göre yüzde 10 artarak 48 milyonu geçti. Türkiye’deki mobil kullanıcı sayısı 71 milyona ulaşırken, sosyal medyaya mobilden bağlanan kullanıcı sayısı ise 42 milyon olarak saptandı. Aktif sosyal medya kullanıcı sayısı da geçen yıla göre 2 milyon kişi artarak 48 milyona çıktı.  Rapora göre Türkiye’deki cihaz kullanıcılarının yüzde 95′i cep telefonu sahibi ve yüzde 75′i ise akıllı telefon kullanıyor. Türkiye’de kullanıcılar gün içerisinde ortalama 7 saatini bilgisayar karşısında, 3 saatini ise mobil telefon üzerinden internete bağlanarak ve 3 saatini de sosyal medya platformlarında geçirirken, TV karşısında geçirilen vakit ise ortalama 2 saat olarak açıklandı. Ülkemizde sosyal medyayı mobilden kullanan kişi sayısı yüzde 17 oranında artarken, Türkiye’de bilgisayar kullanımı yüzde 29 oranında gerileyip yüzde 36′ya düştü. Mobil kullanımı ise yüzde 33 oranında artarak yüzde 61′e çıktı.  Türkiye’deki internet kullanıcılarının yüzde 55’i her gün, yüzde 24’ü ise her hafta video izlerken mobil kullanım alışkanlıklarına bakıldığında ise oyun oynama yüzde 43’te kalırken, video izleme oranının ise yüzde 59’a çıktığı tespit edildi. Buna göre, artık oyun oynamaktan çok video izlediğimiz ortaya çıktı. Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya kanalı yüzde 57 ile Youtube olurken, onu küçük bir fark ile Facebook’un (yüzde 56) takip ettiği belirlendi. Diğer popüler sosyal medya kanalları ise yüzde 45 ile Instagram ve yüzde 44 ile Twitter olurken, beşinci sırada ise yüzde 40 ile WhatsApp yer aldı.

 

2020’nin iş dünyasında Top 10. KPMG, 4’üncü Sanayi Devrimi’nin 2020’de iş yerlerinde yaratacağı etkiyi araştırdı.  Araştırmadan çıkan sonuca göre, günümüzde önem verilen mesleklerin üçte biri 2020 yılında değerini kaybedecek. İşverenlerin bir çalışandan beklentileri sıralamasında bugün 10’uncu sırada bulunan yaratıcılık, 2020’de 3’üncülüğe yükselecek. Eleştirel düşünce yeteneği günümüzde 4’üncü sıradayken 2020’de 2’nciliğe yerleşecek. Aktif dinleme ve deneyim gibi bazı özellikler ise listeden çıkacak. Veri analistleri ve özellikli satış temsilcilerine talep artacak. Mühendisliğin yıldızı parlayacak. Mimarlık, mühendislik, bilişim teknolojileri ve matematik alanlarında yoğun iş gücüne ihtiyaç duyulacak. Finans ve ticari sektör sabit kalacak. KPMG analizine göre 2020’de işe alınma kriterleri şu şekilde sıralanacak: Karışık problem çözme. Eleştirel düşünce. Yaratıcılık. İnsan kaynağı yönetimi. Çevresiyle koordinasyon. Duygusal zeka. Değerlendirme ve karar verme. Servis oryantasyonu. Müzakere. Bilişsel esneklik

 

Finansta en karmaşık ülke Türkiye. Raporun adı ‘Financial Complexity Index-2017′. Raporu ve analizleri hazırlayan dünyaca ünlü araştırma şirketi TMF Group. Hollanda merkezli bu şirketin hazırladığı raporda muhasebe ve vergi uyumluluğu açısından dünyanın farklı coğrafyalarından 94 ülke sıralanmış. Finansal uyumda en karmaşık 10 ülke: 1 –Türkiye   2 –Brezilya   3 –İtalya   4 –Yunanistan   5 –Vietnam   6 –Kolombiya   7 –Çin   8 –Belçika   9  -Arjantin  10- Hindistan. Finansal uyumda en basit 10 ülke:   1 -Cayman Adaları (94)   2 -British Virgin Adaları (93)   3 -Birleşik Arap Emirlikleri (92)   4- Hong Kong (91)   5 -Jersey (90)   6 -Curacao (89)   7 -Kosova (88)   8 -İsviçre (87)   9 -Kamboçya (86) 10- Katar (85)

 

Doğu ve Orta Avrupa’da fırsatlar büyüyor. Uluslararası Para Fonu’na göre Doğu, Orta ve Güney Avrupa olumlu bir ekonomik görünüm sergiliyor. Dünya genelinde içe dönük korumacı ekonomik politikalar, ani daralan küresel finansal koşullar, gelişmiş Avrupa ekonomilerindeki yeni şoklar ve ücret artışları bölge için risk oluşturmasına karşın, bu ülkelerde büyümenin devam ettiği, güçlenen küresel faaliyetlerle devam eden destekleyici yerel makro ekonomik politikaların yardımıyla yakın dönem beklentilerin olumlu olduğu belirtiliyor. Kısa süre önce açıklanan Deloitte raporuna göre de, bölgenin kilit ülkelerinden Polonya, Macaristan, Çekya, Slovakya ve Romanya; Asya Pasifik dışında dünyanın en hızlı büyüyen bölgesini oluşturuyor. Bu ülkelerde tüketici talebi hızla artarken, işsizlik komünizmin sona ermesinden bu yana en düşük seviyelerde. Azalan enflasyon ve enerji fiyatları da reel gelirin artmasına yardımcı oluyor.

 

Balkanlar, son dönemin gözde yatırım bölgesi oldu. Türk şirketlerinin Balkan ülkelerinde yatırımları artıyor. 7’si geçen yıl olmak üzere Türk şirketleri bölgede son 3 yılda 18 satın alma gerçekleştirdi. Avrupalı otomotiv üreticilerinin bölgeye yatırım yapmaları Türkiye’de yan sanayi yatırımların bölgeye çekiyor. Öne çıkan sektörler otomotiv yan sanayii, tekstil/hazır giyim ve lojistik. Her sektörün kendine has özellikleri olsa da bölgenin yatırımlar açısından çekim merkezi olmasında 3 temel faktör var. Bunlar; Batı Avrupa pazarına yakınlık, ucuz işgücü ve arsa imkanı ve görece iyi durumdaki kurumsal yapı. Avrupa’da 2000’ler boyunca Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi ülkeler ciddi yatırım çekti ve bu ülkelerde artık doygunluk yaşanıyor. Yeni dönemde Romanya, Sırbistan, Bulgaristan öne çıkıyor. Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek de Türk yatırımcıların radarında.

 

Türkiye yabancı yatırımda Avrupa’dan yüzde 6 pay aldı. Financial Times bünyesindeki fDiIntelligence tarafından hazırlanan rapora göre, 2016’da dünyada sıfırdan doğrudan yabancı yatırımlar 2011 yılından bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Türkiye’nin geçtiğimiz yıl çektiği yatırımlar önemli oranda artarak 8.8 milyar dolara çıktı. Türkiye’ye bakıldığında, proje bazında yatırımların yüzde 5 azalarak 150’ye indiği ancak yatırımların değerinin yüzde 55 artarak 8.8 milyar dolara çıktığı görülüyor. Geçen yıl Avrupa’da doğrudan yabancı yatırımlarda en büyük payı yüzde 22 yani 34.8 milyar dolarla İngiltere aldı. İkinci sırada yüzde 8 ile Fransa yer aldı. Avrupa’daki yatırımlarda proje bazında en büyük artışlar sırasıyla yüzde 60 ile Estonya ve yüzde 57 ile İsviçre’de kaydedilirken, İsviçre’ye yapılan yatırımların değeri de yüzde 46 arttı. Geçtiğimiz yıl dünyada öne çıkan trendlere bakıldığında, Hindistan’ın en çok DYY açıklayan ülke konumunu koruduğu görüldü. Çin 59 milyar dolarla ikinci büyük DYY pazarı olurken, ABD 48 milyar dolarla üçüncü sırada yer aldı. İran, Arjantin, Kazakistan sermaye yatırımlarında sıçrama yapan ülkeler oldu. Arjantin’deki proje sayısı yüzde 123 artarken, yatırımların parasal büyüklüğü yüzde 279 artarak 12 milyar dolara çıktı. İran’daki proje sayısı yüzde 556 artarak 59 adete çıkarken, Kazakistan’daki petrol, kömür ve doğalgaz projelerinin ülkenin cazibesini artırması yatırımları yüzde 591 artırdı. 2016 yılında sermaye yatırımlarında aslan payı gayrimenkul sektörünün oldu. 157.6 milyar dolarlık yatırım çeken sektörü, 121 milyar dolarla fosil yakıt sektörü izledi. Yenilenebilir enerji sektörü 77.1 milyar dolarla üçüncü sırada yer aldı. Proje bazında en çok yatırım ise 2012 adet ile yazılım ve IT sektörlerinde gerçekleşti. Endüstriyel makine, ekipman ve araçları proje bazında en çok yatırım çekenler arasında yer alırken; iş çözümleri, finansal hizmetler, komünikasyon projelerin yoğun olduğu diğer sektörler oldu.

 

İnşaat sektöründeki mega trendler şöyle : (Dünya Ekonomik Forumu analizine göre): Gelecek 10 yılda dünya inşaat sektörü büyümesinin %65′i gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşecek. Piyasalar daha da küreselleşecek, firmaların en az yarısı yeni ülkelere ve pazarlara gitmek zorunda kalacak. Çin’de inşa edilecek 123 km’lik deniz altı tüneli gibi büyük ve kompleks projelerin sayısı artacak. Gelişmiş ülkelerde yaşlanan ve yıpranan altyapı tesislerinin yenilenme  ihtiyacı artacak. Global düzeyde altyapı yatırımı için her yıl 1 trilyon dolar kaynak gerekecek. İnşaat hammadde kaynakları kıtlaşacak. 1980′e kıyasla 3 kat fazla yaşanan afet ve felaketler altyapı ve yenileme ihtiyacını artıracak. Kentsel nüfusa her yıl eklenen 200 bin kişi için konut ve altyapı ihtiyacı artacak. Yetişmiş işgücü ihtiyacı artacak. Jeopolitik belirsizliklerin yarattığı sıkıntı devam edecek. 2030′da altyapı ihtiyacı 15-20 trilyon dolar seviyesine ulaşacak. Bu 100 milyon yeni istihdam ve 6 trilyon dolar ek gelir yaratabilir. Teknoloji ile verimlilik artacak.

 

İnşaat büyüdü ama verimliliği geriledi. Türkiye’de inşaat sektörünün ‘altın çağı’ olarak görülebilecek 2005-2015 arası dönemin aslında göründüğü kadar parlak geçmediği ortaya çıktı. İnşaat sektörü, Türkiye’nin yurt dışında üstlendiği iş miktarı katlanarak artarken, yurt içinde altyapı, konut, iş merkezleri, alış-veriş merkezleri ve yol-köprü-havalimanı gibi üst yapılardaki büyük projelerle ekonomik büyümenin en önemli unsurlarından oldu. Buna karşılık, inşaat sektöründe verimliliğin 2005-2015’i kapsayan dönemde yıllık ortalama yüzde 2 oranında gerilediği belirlendi. Aynı dönemde Türkiye’nin yapısal olarak düşük verimli sektörü tarımda dahi 1.3 oranında yükseliş görülürken, ekonominin büyümesinin ağırlıklı kısmını içeren hizmetler genelinde de yüzde 0.2 seviyesinde düşüş oldu. Sanayide kişi başına katma değer yüzde 0.6 oranında arttı.

 

Borsadaki yabancılara ait senetlerin üçte biri ABD’lilerin elinde. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği (TSPB) verilerine göre 2016 sonu itibariyle Borsa İstanbul’da 9 bin 485 yabancı yatırımcının 156.5 milyar liralık hisse senedi bulunuyor. Yabancıların yatırımcı sayısındaki payı yalnızca yüzde 0.9 düzeyinde. Ama portföy büyüklüğü dikkate alındığında yabancıların payı yüzde 63′ü buluyor. ABD’li bin 244 yatırımcı 48.5 milyar liralık hisse senedine sahip. ABD’yi, 24.1 milyar liralık hisse senedi ve yüzde 15.4′lük payla İngiltere ve 12.4 milyar liralık hisse senedi ve yüzde 7.9′luk payla Lüksemburg izliyor. Yani bu üç ülkenin toplam yabancı yatırımlardaki payı yüzde 54.3′ü buluyor. Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği, Türkiye’de hisse senedi portföyü olan yatırımcıları ülkelere göre sıralarken “ilk on ülke ve diğerleri” şeklinde bir ayrım yapıyor. İlk on ülkenin payı yüzde 79, diğer ülkelerin payı ise yüzde 21 düzeyinde. Türkiye’de en fazla hisse senedine sahip ülkeler sıralamasında 5′inci durumda olan Katar, yatırımcı sayısının yalnızca 5 olması yönüyle de dikkati çekiyor. Sıralamaya alınan ilk on ülke arasında en düşük paya sahip olan yüzde 2.1 ile Kanada. Kanadalı yatırımcıların 3.3 milyar liralık hisse senedi var. Yabancı yatırımcılar sıralamasında Amerikalılar ilk sırada ve diğer ülkelere fark atıyorlar ama yatırımcı sayısına göre portföy büyüklüğünde Katarlı yatırımcılar açık ara önde bulunuyor. Ortalama hisse senedi portföyünde ikinci sırayı 655 milyon lira ile Rus yatırımcılar, üçüncü sırayı ise 609 milyon lira ile Singapurlu yatırımcılar alıyor.

Küresel servet ‘doğu’dan yükseliyor. The Boston Consulting Group (BCG) tarafından bu yıl on yedincisi yayınlanan Küresel Varlık Raporu’na (Global Wealth Report 2017) göre, 2016 yılında küresel servet yüzde 5.3 büyüyerek 166,5 trilyon dolara ulaştı. Küresel servet, 2014 yılında 151 trilyon dolar, 2015 yılında ise 158 trilyon dolar seviyesindeydi. Küresel servetin yıllık ortalama yüzde 6 artışla 2021 yılında 223 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Rapora göre bu büyümenin yüzde 40’ı Asya- Pasifik bölgesinden gelecek. Raporda büyümenin temel nedeni olarak Asya-Pasifik bölgesinde oluşan yeni servet birikimi ve özellikle ABD’deki finansal varlıkların performansı gösterildi. Raporda Türkiye’de 2016 yılında milyoner hane sayısının 28 bine ulaştığı da belirtiliyor. Dünya zenginlerinin büyük çoğunluğu ise yine Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik ülkelerinde bulunuyor. Finansal varlığı 1 milyon doları aşan toplam hane sayısı listesinde ABD ilk sıradaki yerini koruyor.  Raporda, geleceğin varlık yöneticilerinin rekabette öne çıkmak için “müşteri deneyimini” baştan tasarlaması gerekliliği üzerinde durulurken, “Günümüzdeki varlık yöneticileri daha çok mevcut müşterilere odaklanırken, geleceğin varlık yöneticilerinin mevcut müşterilerine ek olarak stratejik müşteri kazanımına da odaklanmaları bekleniyor” ifadelerine yer verildi. Müşterilerin beklentileri artmaya devam ettikçe, varlık yöneticilerinin dijital yetkinliklerini çok daha fazla geliştirmeye ve bu yetkinlikleri mevcut kanallarda ve iş modellerinde kullanmaya devam etmeleri bekleniyor.

 

Emisyon skandalı paladyuma yaradı, fiyatı yüzde 28 arttı. Sünger gibi gaz emici özelliği olması nedeniyle otomotiv sektörünün vazgeçilmezi paladyum, emisyon skandallarının etkisiyle birlikte emtianın parlayan yıldızı oldu. Paladyum 2017’nin ilk 6 ayında yaklaşık yüzde 30 değer kazanarak Bloomberg tarafından takip edilen 33 emtiayı geride bıraktı. Özellikle Güney Afrika ve Rusya’daki madenlerde üretilen gümüşi beyaz madde, emisyon skandallarının tetiklediği kaygılardan ötürü tüketicilerin dizelden benzinli otomobillere geçiş göstereceği konusunda bir görüş değişikliğinden faydalanıyor.

 

Yolcu ve kargo uçağı pazarı 6 trilyon dolara ulaşacak. ABD’li uçak üreticisi Boeing, son dönemde çok hızlanan yolcu ve kargo uçağı talebinin bu yıl güç kaybedeceğini düşünse de gelecek 20 yıllık dönem için pazar tahminini yüzde 4 yükseltti. Paris havacılık fuarında yayımladığı uzun vadeli tahminlerine göre gelecek 20 yıllık dönemde yolcu ve kargo uçağı toplam pazar büyüklüğünün 41.030 uçağa yükselmesi, yani 6 trilyon doları aşması öngörülüyor. Şirketin tahminlerine göre Boeing 737 ve Airbus A320 gibi havayollarının en çok tercih ettiği ve üreticilere en çok satış gelini getiren dar gövdeli uçak talebinin 20 yıllık dönemde yüzde 5 artması bekleniyor. Aynı zamanda ucuz havayollarının tercih ettiği bu orta menzilli dar gövdeli uçaklar için pazarın 29.530 adet olması bekleniyor. Boeing’in rakibi Airbus da bu ay içinde yayımladığı tahminlerinde benzer bir revizyona giderek 20 yıllık pazar tahminini geçen yıla kıyasla yüzde 6 artırarak 34.899 adet uçağa yükseltmişti. Boeing dar gövdeli uçak satışlarında öngördüğü büyümeye karşılık A380 ve kendi ürettiği 7478 gibi dört motorlu büyük ölçekli uçakların satışlarının tek başına bir kategori oluşturmayacak kadar azalacağını tahmin ediyor. Şirket artık bu modellerin satış tahminlerini iki motorlu geniş gövdeli modellerin içine dahil ediyor. Airbus ise havalimanlarındaki sıkışıklık nedeniyle A380 modelinin ilgi görmeye devam edeceğini ve gelecek 20 yılda pazarın yüzde 5’inin bu tip “çok büyük uçaklar”dan oluşacağını tahmin ediyor.

 

İklim değişikliği İstanbul ve İzmir’i vuracak. Bask İklim Değişikliği Merkezi’nde çalışmalarını yürüten bilim insanları, aralarında İstanbul ve İzmir’in de bulunduğu 19 büyük Avrupa kıyı şehrinin karşı karşıya olduğu tehdidi inceledi. Yapılan araştırmaya göre iklim değişikliği yüzünden yükselecek olan deniz suları, bu 19 şehirde 2100 yılında yıllık 40 milyar dolarlık bir hasara neden olacak. Başta İstanbul, Barselona, Londra ve Kopenhag olmak üzere, Avrupa’daki büyük şehirler deniz kenarında kurulu ve iklim değişikliği yüzünden yükselecek olan deniz seviyesi tehdidi ile yüz yüze.Araştırmaya göre, İstanbul ve İzmir iklim değişikliği yüzünden en çok mali kayba maruz kalacak ilk üç şehir arasında gösteriliyor. İstanbul, 2030 yılında, yıllık ortalama 201 milyon dolar hasar ile yüz yüze kalacakken, bu rakam, fosil yakıtlardan vazgeçilmez ve dolayısıyla iklim değişikliği durdurulamaz ise, 2100 yılında yıllık 10 milyar dolara kadar çıkıyor. İzmir’de de benzer bir durum gözleniyor; İzmir 2030 yılında iklim değişikliği yüzünden yıllık 132 milyon dolar kaybedecekken, bu rakam 2100 yılında 6 milyar dolara çıkıyor.

 

Türkiye’de tıbbi ve aromatik bitkiler pazarı 2.5 milyar dolar. İzmir Ticaret Borsası Ar-Ge Müdürlüğü’nün hazırladığı ‘Tıbbi Aromatik Bitkiler ve İyi Yaşam’ raporuna göre; dünyadaki 320 bin bitki çeşidinin 270 bini biliniyor ve insanoğlu bunlardan 70 bininden yararlanıyor. Yararlanılan 70 bin bitki çeşidinin 3 bini besin kaynağı olarak, 25 bin kadarı tedavi amaçlı, 5 bini endüstriyel amaçlı kullanılırken, 15 bin kadarı da süs bitkisi olarak değerlendiriliyor. Dünya ticaretinde en çok konu olan tıbbi aromatik bitkiler ise kahve, susam, sarımsak, kırmızı biber, yenibahar, karabiber, yeşil çay, hardal ve haşhaş tohumu, zencefil, salep ve kimyon oluyor. Tıbbi aromatik bitkiler pazarının ekonomik büyüklüğünü de irdeleyen İTB raporuna, sektörün hızlı bir büyüme içinde olduğu çarpıcı şekilde yansımış durumda. Şöyle ki; dünyada 2000 yılında 60 milyar dolar büyüklüğünde olan tıbbi aromatik bitkiler pazarı, 2015 yılında 95 milyar dolara ulaşırken, pazarın bu yıl sonunda ise 110 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Rapora göre Türkiye’deki aktarlarda 200 civarında doğal bitki türü satılıyor. Ticari amaçla doğadan toplanarak iç ve dış piyasada satılan bitki türlerinin sayısı ise 347 adet. Bunların içinde endemik olanlarının sayısı 35, doğadan toplanıp yurtdışına satılan doğal bitki türü sayısı ise 100. Bununla birlikte ülkedeki türlerin en az bin kadarından çeşitli şekillerde yararlanıldığı ve 400 kadarının da ticaretinin yapıldığı tahmin edilmekte. Türkiye, 140 milyon dolarlık tıbbi aromatik bitki ihraç ediyor

 

Z Kuşağı çalışma önceliği: Maaş değil sosyal sorumluluk. Önümüzdeki yıllarda iş dünyasını etkileyecek yönetici trendlerinin başında Z kuşağının çalışma biçimleri geliyor. PageGroup çatısı altında yer alan üst düzey işe alım ve danışmanlık şirketi Page Executive yetenek avcılığı yapan işverenlerin faydalanabileceği “8 Yönetici Eğilimi”ni sıraladı. Bu çalışma 24 ülkedeki 139 Page Executive Danışmanının, üst düzey yöneticilerle görüşmelerinden derlendi: Z kuşağı İK liderliğini yeniden tanımlıyor, maaştan çok saydamlık ve sosyal sorumluluğa önem veriyor. 2020 lerde dünyadaki iş gücünün en az %50’si Z kuşağı olacak. Z kuşağını kurnaz değil tutkulu yönetim motive ediyor, söz kadar icraat da önemli. Z kuşağı daha girişimci ruha sahip. Başarılı elemanın aynası saydam lider.

 

Türkiye’de Otomobil Bakım ve Onarım Maliyeti Avrupa’dan Daha Ekonomik. Dünyanın en büyük filo kiralama şirketi olarak beş kıtada ve 32 ülkede 1.6 milyon adetlik araç filosunu yöneten LeasePlan’in 2016 CarCost (Otomobil Maliyeti) Endeksi açıklandı. Çalışmanın 2016 sonuçlarına göre en yüksek otomobil maliyeti, benzinli otomobillerin aylık 708 Euro’luk ortalaması ile Norveç oldu. Hollanda, aylık 695 Euro’luk dizel araç maliyeti ile Avrupa’nın bu alanda en pahalı ülkesi oldu. Avrupa’nın en ucuz aylık dizel otomobil maliyeti unvanı ise 369 Euro ile yine Macaristan’ın oldu. LeasePlan CarCost (Otomobil Maliyeti) Endeksi’ne göre Türkiye’de benzinli otomobil kullanmanın aylık maliyeti 448 Euro iken,  dizel otomobil kullanım maliyeti ise 418 Euro oldu. Öte yandan Türkiye aynı araştırma kapsamında yapılan yakıt maliyeti sıralamasında ise İtalya, Yunanistan ve Portekiz’in ardından en yüksek maliyetli 4. ülke olarak dikkat çekti. Bakım ve onarım maliyetinde en iyi ülke Türkiye oldu. Bu sıralamada en pahalı ülke ise 85 Euro ile İsveç oldu.

 

KPMG’nin 2016 Küresel CEO Araştırması’na ABD, İngiltere, Avustralya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, İtalya, Japonya ve İspanya’dan dünya lideri şirketlerin yöneticileri katıldı. KPMG’nin Küresel CEO Araştırması’ndaki dikkat çeken başlıklar şöyle:  CEO’ların yüzde 41’i şirketlerinin önümüzdeki üç yıl içinde ciddi bir dönüşüm geçireceğini tahmin ediyor. Yüzde 26’sı veri analizi yeteneğini, yüzde 25’i bilişsel programlama/yapay zeka altyapısını, yüzde 23’ü siber güvenlik çözümlerini artıracağını söylüyor. Yüzde 48’i, yıllık gelirlerinin gelecek üç yılda yüzde 2-5 arasında artacağını düşünüyor.  Yüzde 96’sı üç yıl içinde çalışan sayısının artmasını bekliyor. Yüzde 10’u, çalışan sayısının yüzde 25’in üzerinde artacağını söylüyor. Yüzde 58’i üç yıl içinde işbirliğine dayalı büyüme ile paydaş değerini yükseltmeyi hedefliyor. Yüzde 65’i pazara yeni giriş yapanların, işletme modellerini sekteye uğratmasından endişe ediyor. Yüzde 77’si şirketlerinin yeni teknolojilere ayak uyduramayacağından korkuyor. Yüzde 21’i inovasyonu teşvik etmek, yüzde 77’si işletme stratejilerine dahil etmek gerektiğini söylüyor. Yüzde 43’ü hız kazanmak için kurum içi süreçlerin düzenlenmesi gerektiğini düşünüyor. CEO’ların risk sıralamasında “siber güvenlik” hızla tırmanıyor. Yüzde 30’una göre önümüzdeki üç yılda en büyük risk bu olacak. Yüzde 72’si bir siber tehdide tam anlamıyla hazırlıklı olmadığını düşünüyor. Yüzde 88’i müşterilerinin sadakatinden emin değil. Yüzde 82’si ürün veya hizmetlerinin uygun olup olmadığını sorguluyor. Yüzde 45’i müşterilere ulaşmak için kullanılan dijital araçları geliştirebileceklerini düşünüyor.

 

Gayrimenkulde Afgan sürprizi: Geçen yıl bin 623 konut aldılar.  EVA Gayrimenkul Değerleme tarafından yapılan ve son iki yılda Türkiye’de en fazla yatırım yapan 10 ülkenin araştırıldığı rapora göre yabancı alımları 2016’da adet bazında yüzde 14.3, metrekare bazında yüzde 6,7 düştü. Ancak bazı ülkelerin alımlarında olağanüstü arttı. Afganlıların 2016’da Türkiye’deki gayrimenkul alımlarını en fazla artıran ülke oldu. TÜİK verilerine göre 2015’te 656 adetlik gayrimenkul alımı yapan Afganlılar, 2015 yılında ilk 10 ülke içinde yoktu. 2016’da ise bin 623 konut alımıyla listede ilk 5’e girdiler. 2016 alımlarında dikkat çeken bir diğer ülke Lübnan oldu. Lübnanlılar 175 bin metrekarelik alım yaparak listede 7’inci oldu. KKTC vatandaşları da 172 bin metrekarelik alım yaptılar. Körfez ülkelerinin, 2015 yılında 2.8 milyon metrekare büyüklüğündeki yatırımları 2016 yılında 1.9 milyon metrekareye geriledi. Alan bazında yatırımları yüzde 32 azaldı. İşlem başına ortalama metrekare büyüklüğü 272’den 221’e düştü. BAE, Katar ve ABD’liler ilk 10’dan düştü. 2015’le kıyaslandığında Almanların Türkiye’ye olan ilgisi 2016’da da sürdü. Listede ikinci oldular. 2015’teki listede 9’uncu sırada olan Azeriler listede 5’inci oldu.

 

Küresel Estetik Trendleri. Medikal estetik ürünleri üreten Allergan’ın 16 ülkeden, 18-65 yaş arasındaki 7 bin 700 kadınla yaptığı  ‘Küresel Estetik Trendleri’ araştırmasının sonuçlarına göre: “İdeal güzelliğe ulaşmak için yüzünüzün neyini değiştirmek istersiniz?” sorusuna, Türkiye’deki kadınların yüzde 42’si “burun”, yüzde 31′i “yanaklar ve gözler”, yüzde 24’ü “çene hattı”, yüzde 23’ü “dudaklar”, yüzde 14’ü “çene” yanıtını veriyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de kadınlarının yüzde 76’sının en büyük endişesi yorgun bir görünüme sahip olmak. Her 5 kadından 4’ü, yaşlanmayla mücadele etmek için düzenli cilt bakımı uyguladığını belirtiyor. Cilt bakımına en çok para harcayanlar ise aylık 80 euro ile Çinli kadınlar. Onları aylık 60 euro ile Güney Kore, 45 euro ile Tayland izliyor. Türkiye’de kadınlar cilt bakımına ayda 44 euro harcıyor. Araştırmaya katılan 16 ülke arasında cilt bakımı için en az para harcayanlar aylık 17 euro ile Hollandalı kadınlar. Sonuçlar, kadınların yaşlandıkça cilt bakımı için daha az para harcadıklarını da ortaya koyuyor. Kadınlar, cilt bakımı için en çok parayı 30-44 yaşları arasında harcıyor. 18- 29 yaş arasında aylık 31 euro, 30-44 yaş arasında 39 euro, 45-54 yaş arasında 37 euro olan harcamalar, 55-65 yaş arasında 29 euroya kadar iniyor. Cilt bakımında ürünleri en düzenli kullananlar ise Çinliler. Çinliler beş, Türkler ise cilt güzelliği için ortalama 3 ürün kullanıyor.

 

Dünya ticaretinde 7 yılın en hızlı büyümesi. Küresel ticaret ocak ayına kadarki üç ayda, bir önceki üç aylık döneme oranla yüzde 2.4 büyüdü. Hollanda merkezli ticaret veri şirketi CPB’ye göre bu 2010’dan bu yana ticaretteki en hızlı canlanmaya işaret ediyor. Ticaretteki canlanmaya gelişmekte olan ülkeler öncülük etti. CPB’nin verisine göre, Latin Amerika’nın ihracatı hacim olarak yüzde 8.1 yükseldi. Doğu Avrupa ve Orta Avrupa’nın ihracatındaki artış yüzde 5.9 olurken, Asya’nın ihracatında yüzde 4 yükseliş yaşandı. Buna karşın gelişmiş ekonomilerin ticaretinde daha ılımlı bir büyüme meydana geldi. İhracatları yüzde 1.7 artarken, ithalatları yüzde 0.5 büyüdü. Analistler ticaretteki büyüme potansiyelini destekleyen başka verilere dikkat çekiyor. Örneğin geçtiğimiz yıl hava kargo trafiği yüzde 6.9 büyüdü, konteyner trafiğinde de şubat ayına kadarki 1 yıl içinde yüzde 5.1’lik artış kaydedildi.

 

KPMG küresel birleşme ve satın alma (M&A) pazarını analiz etti. Yapılan analize göre 2016’daki birleşme ve satın alma işlemlerinin hacmi ve değeri 2015’te ulaşılan rekor seviyelerin altında kaldı ancak sınır ötesi faaliyetler hala gücünü koruyor. 2008’den bu yana duyurulan en yüksek rakam olan 753,4 milyar dolarlık işlem değeriyle, enerji sektörü tamamen toparlanma halinde. Hepsi 12 milyar dolar üzerinde değere sahip en büyük 10 enerji işlemiyle beraber, anlaşmaların ortalama boyutu 2015 yılına göre artış gösterdi. Bu değerin 2017’de, öngörülen iştahtaki yüzde 9’luk ve öngörülen kapasitedeki yüzde 23’lük artış ile daha da yükseleceği tahmin ediliyor. Teknoloji için toplanan para da artmaya devam ediyor. Sonuç olarak bu sektördeki M&A iştahının da 2017’de yüzde 121 gibi şaşırtıcı bir oranda artacağı tahmin ediliyor. Teknoloji şirketleri yeni satın almalar yoluyla diğer sektörlerin ezberlerini bozma sinyalleri veriyor. Türkiye’de işlem büyüklüğü bakımından dünyada olduğu gibi enerji lider sektör olarak öne çıkarken işlem hacmi bakımından internet ve teknoloji şirketleri en çok işlemin gerçekleştiği şirketler oldu. Yurtiçinde, TMSF’ye devredilen şirketler arasından oldukça fazla sayıda şirketin yeniden yapılandırılması bekleniyor, bunlardan bazılarının şirket birleşmeleri piyasasını etkilemesi yüksek ihtimal. Enerji, perakende, gıda ve sağlık gibi sektörlerde mutlaka hareket görülecektir, hizmet ve teknoloji sektörleri de global dijital dönüşüm akımı etkisiyle ilgi odağı olacaktır.

 

Bankacılık sektörü 2017’de ekosistemi güçlendirmeye odaklanacak. EY’ninKüresel Bankacılık Görünümü 2017 Raporu sonuçlarına göre, sektör liderlerinin önümüzdeki 12 ay için en önemli gündem maddesi büyük ölçekli bir banka olmak değil, daha güçlü bir ekosistem inşa etmek olacak. Sektör için 2017 yılı, küresel olarak bankaların karlılığı ve performansı yükseltmek için ciddi adımlar atması gereken bir yıl olacak. Finansal performansın geliştirilmesinde özellikle inovasyon yatırımları ön plana çıkacak. Banka yönetimleri için en üst sırada yer alan 5 gündem maddesi şöyle; İtibar riskinin yönetimi, Düzenlemelere ve raporlama standartlarına uygunluk, Siber güvenlik ve veri güvenliğinin güçlendirilmesi, Sermaye, likidite ve kaldıraç oranı yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, İşe alım ve yeteneği elde tutmak. Raporun sonuçlarına göre bankalar; önümüzdeki dönemde yeniden yapılanma, kontrol, korunma, optimizasyon ve büyüme olmak üzere 5 temel alanda gelişime odaklanacak. Raporda 2017 yılı görünümü içinse Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkması (Brexit) ve ABD’de gerçekleşmesi beklenen düzenlemelerin bankacılık sektörü üzerindeki etkilerinin belirsizliğini koruduğu ifade ediliyor. Öte yandan banka yöneticilerinin sadece yüzde 11’i finansal performansta önümüzdeki bir yıl içerisinde kayda değer bir iyileşme yaşanmasını bekliyor.

 

Teknolojilerin yaşlanması dijital dönüşümün önündeki en büyük engel. Bağımsız araştırma şirketi Pierre Audoin Consultants (PAC) tarafından yürütülen ve Fujitsu tarafından yayınlanan yeni bir araştırmaya göre; yaşlanan teknolojiler, Avrupa’daki işletmeleri dijital dönüşümün gerçek faydalarından uzakta bırakıyor. Ankete katılan 500′den fazla büyük kurumsal BT ve iş dünyası karar vericisinin yüzde 57’si, teknoloji altyapılarının dijitalleşmenin getirdiği benzersiz talep seviyelerine ayak uydurmak için çaba gösterdiğini itiraf etti. Dijital dönüşümün işletmeler için birçok fırsat sunmasına karşılık, hazırlıksızlık seviyesinin yüksekliği, dijital dönüşümün iş gündeminde henüz en üst düzeyde önceliğe sahip olmadığı gerçeğinin altını çiziyor. Fujitsu ve PAC araştırması, işletmelerin sadece yüzde 10′unun kendilerini dijital dönüşüm konusunda lider olarak gördüğünü ve sadece yüzde 17′sinin dijitalleşmenin kendi işletmelerinde ölüm kalım meselesi olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor. Yüzde 42′lik bir kesim ise, dijital dönüşümün bir etki yaratacağına inanıyor olmalarına karşın, ekonomik kaygılar gibi diğer zorlukların önceliği aldığını düşünüyor.

 

Belirsizliğe rağmen işimizi kaybetmekten korkmuyoruz. ManpowerGroup tarafından yapılan “Belirsizlik Dönemlerinde İstihdam Planları” raporuna göre, siyasal ve ekonomik belirsizlik dönemlerinde rekabet gücünü korumak isteyen şirketlerin, elindeki iş gücünü geliştirerek beklenmedik değişim ve dönüşümlere hazır hale getirmesi gerekiyor. Ancak Türkiye’de farklı bir tablo ortaya çıkıyor: Çalışanların yüzde 68’i, yeni nesil ve gelecekteki gelişmeler nedeniyle işini kaybetmekten korkmuyor. Yüzde 55’i ise tecrübelerine güvenerek kendini geliştirmek adına bir şey yapmaya ihtiyaç duymuyor. Bu gibi nedenlerle işini kaybetmekten korkan yüzde 32’lik kesim ise eğitimler alarak (yüzde 22), daha çok çalışarak (yüzde 16) ve yabancı dil öğrenerek (yüzde 7) işveren gözündeki değerini korumaya çalışıyor. Bu nedenle şirketlerin İK stratejilerini ve kurumsal eğitim planlarını şekillendirirken, çalışanlarını “kendini geliştirmenin gerekliliği” konusunda da teşvik etmesi gerekecek gibi görünüyor.

 

Katma Değer Endeksi Raporu’nun sonuçlarının açıklandığı 1. Uluslararası Katma Değer Konferansı’nda KOBİ’lerin sadece yüzde 10’unun tamamen yerli hammadde ile üretim yaptığı, kalan yüzde 90’ının yüksek oranlarda ithal hammadde kullandığını belirten uzmanlar “Bu sonuçlar üretim yapısının katma değer üretirken, dışarıya büyük miktarda katma değer aktardığını da gösteriyor. Özellikle en çok ihracat yapan otomotiv sektöründe ithal ara malı katma değeri büyük oranda düşürüyor. Başta motor olmak üzere şanzıman ve diğer parçaların yüksek oranda üretimi yapılamıyor. Otomotiv yan sanayii en fazla Ar – Ge merkezine sahip ancak ana sanayi “kısa sürede ve yüksek oranda düşük maliyetli üretim” önceliğine odaklı çalışıyor. Katma değerli üretim için yüksek teknoloji, Ar-Ge çalışmaları, konsolidasyon, farklı tasarımlar ve ürün modelleri üzerinde çalışılması gerekiyor. Türkiye’nin seçtiği sanayi kalkınma modeli emeğe dayalı hafif sanayi ve montaj ağırlıklı. Bu yaklaşım katma değerin sınırlı kalmasına neden oluyor. Son yıllarda yapılan ihracat hamlesi, ancak yüksek ithal girdi ile mümkün oldu. Düşük karlarla yapılan işler ve haksız rekabet, yüksek maliyet ve yenilikçilikten uzak bir çalışma ortamı yarattı. Sadece sanayi değil sağlık, eğitim, turizm, moda, sanat gibi diğer tüm alanlarda da yapılacak katma değeri yüksek ürün ve hizmetlerle ülkemiz hedeflerine ulaşabilir” diyorlar.

 

İpek Yolu başlıyor. Çin, dünyanın en büyük ekonomisi basamaklarını büyük bir hızla tırmanarak kısa sürede ikinciliğe oturdu. Şimdi ise küresel ticareti şekillenlendirecek dev ulaşım projesiyle dünyadaki rolünü daha da pekiştirecek. Dünyanın en büyük ulaşım projesi olarak görülen Çin’in ‘Tek Kuşak-Tek Yol’, diğer bir adıyla Modern İpekyolu Projesi hayata geçiriliyor.  ‘Kuşak ve Yol’ projesini etap etap hayata geçirmek isteyen Çin, Rusya üzerinden, ‘Kuzey Koridoru’na, İran üzerinden de, ‘Güney Hattı’na işlerlik kazandırmayı amaçlarken, Türkiye ve Avrupa’yı da Orta Asya Cumhuriyetleri, Afganistan, Pakistan ve Çin’e bağlayacak, ‘Orta Koridor’ için projeler yürütüyor. Proje, Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’yı; yollar, limanlar, demiryolları, havaalanları, elektrik şebeki ve hatta fiber optik ağlarla vasıtasıyla lojistik ve ulaşım açısından birleştirmeyi amaçlıyor. Oxford Economics verilerine göre proje, küresel GSYH’nin üçte birini oluşturan 65 ülkeyi ve dünya nüfusunun 4.5 milyarını kapsıyor. Proje kapsamında şimdiye kadar 304 milyar dolarlık harcama yapıldığı belirtiliyor. Koridorun, bütün halinde çalışır hale gelmesi durumunda Çin ile Türkiye arasındaki sevkiyat süresi 30 günden 10 güne düşecek. Yine Pekin’den deniz yolu ile 2 ayda teslim edilen ürünler, 2 haftadan kısa sürede İstanbul’da olacak. Karayolu mesafesinde de 3 bin kilometrelik azalma sağlanacak.

 

Türkiye’de melek yatırımcılar. Geçen yıl Güney Doğu Avrupa ve Ortadoğu bölgesinde yeni yatırımlarda en çok yatırım yapılan ülke İsrail’den hemen sonra Türkiye oldu. Türkiye’de girişimlere, 2015 yılında 36 milyon dolar yatırım yapılırken 2016 yılında bu rakam nerdeyse ikiye katlanarak 67 milyon doları aştı. İlk sırada 22 milyon dolardan fazla yatırım miktarıyla Fintech yer alırken, onu 5 milyon dolarla emlak ve pazaryeri girişimleri takip etti. Tohum öncesi ve tohum yatırımları ise yaklaşık 1.8 milyon dolara ulaştı. Geçen yıl yatırım adedi olarak son 5 yılın rekoru kırılarak yüzde 43 büyüme ile 124 sayısına ulaşıldı. Avrupa Melek Yatırım Ticaret Örgütü’nün 2016 yatırım istatistiklerinde de Türkiye Avrupa’nın en fazla melek yatırım alan 8. pazarı olarak yerini aldı. Türkiye’de 2017 itibarıyla 6 bine yakın start-up, 250’ye yakın aktif kurumsal yatırımcı, 21 adet VC, 15 melek yatırımcı ağı, 16 CVC ve 80’in üzerinde teknopark ve hızlandırma programı bulunuyor. Buna rağmen 10’dan fazla yeni startupa yatırım yapan sadece 3 melek yatırımcı ağı var. Hazine Müsteşarlığı’na göre, Türkiye’de 40’tan fazla akredite edilmiş melek yatırımcı bulunuyor. Türkiye’de en az 1 yeni yatırıma başlanan 150 aktif melek yatırımcı olduğu tahmin ediliyor.

 

Derleyen: Memet Özkan - www.danismend.com

Not: Araştırma raporlarımızdan, proje hibe desteklerinden, mevzuat duyurularından, eğitim duyurularımızdan ve kurumsal haberlerimizden haberdar olmak isteyen okurlarımızın ozkandanismanlik@gmail.com  adresine boş bir e-posta göndermeleri yeterlidir.

Not:  Bu rapor www.danismend.com tarafından güvenilir olduğuna inanılan kamuya açık  kaynaklardan elde edilen bilgiler kullanılmak suretiyle, sadece bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hiçbir şekilde tavsiye veya danışmanlık hizmeti sağlanması olarak yorumlanmamalıdır. Www.danismend.com bu raporda yer alan bilgilerin doğru ve tam olması konusunda herhangi bir şekilde garanti vermemektedir. Www.danismend.com bu raporda yer alan bilgilerde herhangi bir bildirimde bulunmaksızın değişiklik yapma hakkına sahiptir. Bu rapor ve içindeki bilgilerin kullanılması nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak oluşacak zararlardan www.danismend.com hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemektedir. Bu konularda detay bilgi  isteyen okuyucuların ayrıca bizimle temasa geçmelerini rica ederiz.

 

 

Scroll To Top