türk sikiş sikiş video rokettube brazzers
Son Haberler
Anasayfa / Makaleler - Strateji ve Yönetim / TEKSTIL SEKTÖRÜNDEKI REKABETIN PORTER’IN BEŞ GÜÇ ANALIZI ILE DEĞERLENDIRILMESI

TEKSTIL SEKTÖRÜNDEKI REKABETIN PORTER’IN BEŞ GÜÇ ANALIZI ILE DEĞERLENDIRILMESI

GIRIŞ

 

İşletmelerin faaliyette bulundukları ve/veya bulunmayı planladıkları sektördeki rekabet şartlarının analiz edilmesi, bu analiz sonucuna göre stratejilerinin belirlenmesi, işletmenin mevcut pazar payını koruması ve bu pazar payını arttırabilmesi için çok önemlidir. Harvard Üniversitesi’nin dünyaca ünlü profesörlerinden Michael Porter tarafından geliştirilen “Beş Güç Analizi – Five Force Analysis”, bir sektördeki rekabet şartlarını açıklayan önemli modellerden biridir. Porter (1980) bir sektördeki rekabet şartlarının işletme stratejileri üzerinde önemli bir rolü olduğunu ve bir sektörün rekabet yapısını belirleyebilmek için ayrıntılı Beş Güç Analizi yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Sektör analizleri, özellikle Stratejik Pazarlama Planlaması süreci aşamalarından Durum Analizi içinde kullanılan önemli analiz araçlarından biridir.

Bu çalışmanın amacı, Denizli, Türkiye ve Dünya tekstil sektörlerinin rekabet şartlarını “Beş Güç Analizi”ne göre değerlendirmek ve sadece bugünkü değil gelecekte tekstil sektöründeki rekabet düzeyinin oluşmasını belirleyen faktörleri açıklamaktır. Bu şekilde yapılacak bir analizle tekstil işletmelerinin, gelecekte karşılaşabilecekleri rekabetin düzeyini, yapısını, nedenlerini, sonuçlarını daha etkili bir şekilde belirlemesi ve işletme stratejilerini daha başarılı hazırlamaları mümkün olabilecektir.

 

TEKSTIL SEKTÖRÜ VE BEŞ GÜÇ ANALIZI

 

Michael Porter’ın geliştirdiği Beş Güç Analizine göre bir sektörde rekabet şartlarını analiz etmek için incelenmesi gereken 5 güç vardır. Şekil 1’de görüldüğü gibi analiz edilmesi gereken beş güç;

1.    Sektördeki Mevcut Rakip İşletmeler Arasındaki Rekabet; İşletmenin faaliyette bulunduğu sektördeki mevcut rekabet yapısı,

2.    Potansiyel Giriş Tehdidi; sektöre yeni girme potansiyeline sahip işletmelerin yarattığı tehditler,

3.    İkame Mallar Tehdidi; faaliyette bulunulan sektör dışındaki ikame ürünlerin işletme üzerinde yarattığı tehditler,

4.    Alıcıların Pazarlık Gücü; işletmenin müşterilerinin sahip olduğu pazarlık gücü sayesinde işletme üzerinde yarattığı baskı ve sektörü yönlendirme kabiliyeti,

5.    Tedarikçilerin Pazarlık Gücü; işletmenin ihtiyacı olduğu araç-gereç, hammadde, yarı mamul, işletme malzemesi vb. kaynakları satın aldığı tedarikçilerin, işletme üzerindeki etkisi ve sektörü yönlendirme gücü olarak sıralanabilir.

 

str_te1

Bu analize göre,  rekabet faktörlerinin güçlü olması işletmenin istediği gibi fiyatlandırma yapamamasından dolayı bir tehdit, diğer taraftan zayıf rekabet faktörleri daha fazla kar imkanları sunacağı için işletmeye yeni fırsatlar sağlayacaktır. Bir başka ifade ile bu faktörlerinden her hangi birisi ne kadar güçlü olursa işletmenin fiyatları yükseltme kabiliyeti düşmekte ve işletme karlılığı da azalmakta, bu faktörler ne kadar zayıf olursa işletmenin fiyatları arttırma kabiliyeti artmakta ve daha fazla kar elde etmektedir.

 

1-Mevcut İşletmeler Arasındaki Rekabet:

Porter’a göre, beş güçten birisi olan “sanayide mevcut rakipler arasındaki rekabet”, sektördeki işletmelerin karlılığını belirleyen ana unsurdur. Porter’a göre sektör içi rekabeti belirleyen ve rekabet düzeyinin oluşmasında rol oynayan temel faktörler; rakip işletme sayısı, arz&talep dengesi, sektör büyüme hızı, sabit maliyetler/toplam maliyetler, aralıklarla oluşan atıl kapasite, ürün farklılıkları, maliyetlerdeki artışlar, yoğunlaşma ve denge, rekabetçilerin farklılaşması, sektörden çıkış engeli ve atıl kapasite düzeyi olarak sıralanabilir.

I.         Rakip sayısının çok olduğu bir pazarda, doğal olarak rekabet yoğun olur. Çünkü tüm rakipler aynı müşteriler ve aynı kaynaklar için savaşmak zorundadır. Yerel ve ulusal alanda çok sayıda, irili ufaklı yüzlerce tekstil üretim tesisi bulunmaktadır. Uluslararası alanda ise başta Çin, Hindistan ve Pakistan olmak üzere birçok ülkede tekstil sektörünün teşvik edilmesi, tekstil sektörüne yeni işletmelerin girmesinden dolayı rekabetin artmasına da neden olmaktadır.

II.      Arz&Talep yapısı mevcut rekabeti etkileyen bir diğer önemli unsurdur. Her türlü piyasada, rekabeti belirleyen ana unsur arz&talep dengesidir. Arzın fazla talebin düşük olduğu piyasalarda rekabet yüksek, aksi durumda ise düşük olur. Az gelişmiş ve/veya gelişmekte olan ülkelerin tekstil sektörüne yaptıkları teşviklerden dolayı tekstil sektöründe bir arz fazlalığı vardır. Bu arz fazlalığı, tekstil işletmelerinin fiyatları istedikleri gibi belirlemelerini ve aşırı kar elde etmelerini engellemektedir.

III.   Talebin ardından akla gelen, bir diğer konu sektördeki karlılığın nasıl bir dağılım gösterdiğidir. Yerel ve ulusal alanda karlılık aşağı yukarı tüm işletmelerde aynıdır. Sadece markalaşmayı başarmış bir kaç ulusal tekstil işletmesinin karlılığı yüksektir. Uluslararası alanda ise, Avrupa’da yerleşik bazı köklü tekstil markalarının kar marjları çok yüksektir. Uzakdoğu’daki rakip tekstil işletmelerinin karlılığının, Türkiye’deki tekstil işletmelerinden daha iyi olmasının temel nedeni maliyet avantajlarıdır. Oradaki işgücü maliyetleri buradakilere göre çok düşüktür. Buradan anlaşılacağı gibi maliyet de rekabeti etkileyen önemli unsurlardan birisidir. Özellikle tekstil sektörünün emek yoğun üretim şeklini kullanması maliyetlerin rekabeti etkileme gücünü arttırmaktadır. Bunun sebebi tekstil üretiminde emeğin, genel üretim maliyeti içerisinde çok büyük bir paya sahip olmasıdır. Bu durum daha ayrıntılı olarak “2-Potansiyel Giriş Tehditleri” bölümünde açıklanmaktadır.

IV.    Bir diğer etken olan pazar büyüme hızının yüksek olduğu durumlarda, işletmeler gelirlerini kolayca arttırabildiklerinden rekabete gerek yoktur. Ancak yavaş büyüyen pazarlarda durum değişmekte ve işletmeler pazar paylarını arttırabilmek için birbirleri ile daha fazla rekabet etmek zorunda kalmaktadırlar. Tekstil sektörü artık belirli bir olgunluğa ulaşmış olduğu için, pazar büyüme hızı oldukça yavaştır. Dolayısıyla buda rekabeti arttırıcı bir etki yaratmaktadır.

V.       Yüksek sabit maliyetler, tekstil işletmelerin maliyetlerini kurtarmak için minimum üretim miktarlarının çok yüksek düzeylerde olmasına sebep olur ve işletmeler satmak zorunda oldukları, üretilen bu ürünler için aynı durumdaki diğer işletmelerle rekabet etmek zorundadırlar.

VI.    Depolama maliyetlerinin yüksek olması da stoklu üretimin yapılamayarak maliyetlerin artmasına sebep olur ve depolanmış ürünlerin en kısa sürede elden çıkarılması sorunu ortaya çıkar. Bu durumdaki işletmeler ya anında üretim yapacak ya da elinde kalan malları varsa bunları derhal ellerinden çıkarmaya çalışacaklardır. Bu durumda ki işletmelerin sayısı artacak olursa sektörde bir rekabet ortamı oluşacaktır. Yerel ve ulusal tekstil sektöründe genellikle, müşteri talepleri doğrultusunda anında üretim yapılmaktadır. Bu nedenle yurt içinde depolama maliyetleri rekabeti etkilemez diyebiliriz. Uluslararası alanda ise depolama maliyetleri rekabet etme kabiliyetini etkileyebilmektedir. Uzakdoğu’daki tekstil üreticileri Avrupa’da depolar kiralayarak buralara, sürekli üretim ile ürünlerini yığarak aleyhlerine olan teslimat süresi sorununu aşmaya çalışırken depolama maliyetleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar.

VII.  Değiştirme maliyeti olarak adlandırdığımız etken, müşterilerin ürünü veya üreticiyi değiştirdikleri zaman katlanmak durumunda kaldıkları maliyetleri ifade eder. Müşteriler serbestçe, istedikleri zaman, düşük veya sıfır maliyetle üreticiyi ya da ürünü değiştirebiliyorsa, o sektörde müşteri kapmak için büyük bir mücadele oluşur. Tekstil sektöründe, durum aynen bu şekildedir. Müşteriler, istedikleri zaman, istedikleri ürünü, istedikleri üreticiden satın almakta özgürdürler ve bu onlar için bir maliyet teşkil etmez. Buda gösterir ki tekstil sektöründe arzın talepten daha fazla artmasıyla da paralel olarak büyük bir müşteri kapma savaşı vardır ve bu olduğu sürece önemli rekabet avantajına (marka, farklı desen model, kumaş, müşterilerle stratejik işbirliği gibi) sahip olmayan tekstil işletmeleri arasında rekabetin şiddeti artacaktır.

VIII.   Düşük ürün farklılıkları, rekabeti arttırıcı bir etki yaratır. Tekstil sektöründe ürünlerin özellikleri yerel, ulusal ve uluslararası alanda aynıdır. Müşteriler aynı malı her yerden çok az farklılıklarla temin edebilmektedir. Bu direkt olarak değiştirme maliyetini de etkiler. Düşük farklılıklar yani standart ürünler değiştirme maliyetlerini azaltır. Aşağı yukarı her yerde aynı ürünün üretildiği bir sektör olan tekstil sektöründe, farklılığı olmayan rakipler savaşmak zorundadır. Bu savaşta kullanılmak üzere geriye kalan tek silah ise genellikle maliyetler olacaktır. Maliyetler dediğimiz zaman ise Türkiye, Uzakdoğulu üreticilerden ve markalaşmış Avrupa işletmelerinden daha az rekabet gücüne sahiptir.

IX.    Sektördeki dağıtım kanallarının yapısı da mevcut rekabeti etkilemektedir. Ulusal sektördeki tekstil işletmelerinin çok az bir kısmı kendi yurt içi dağıtım kanallarını kurmuş bulunmaktadırlar. Bu işletmeler, bu sayede en yüksek yurt içi satışları ve en yüksek yurtiçi satış karlılıklarını ellerinde tutmaktadırlar. Yurt dışı pazarlama-satış ağına sahip bir iki ulusal işletmeden söz etmek mümkündür. Ancak uluslararası pazarda şuan Uzakdoğulu işletmeler çoktan bunun önemini kavramış durumdalar. Türkiye elindeki en güçlü rekabet silahını görmezlikten gelmektedir. Şu an Avrupa’da yerleşik birçok Çin merkezli pazarlama-satış işletmeleri bulunmaktadır. Bu noktada işletmeler kendilerinin ve/veya başka işletmelerle ortak dağıtım kanallarını kurmak durumundadır.

X.       Çıkış bariyerleri de mevcut rekabeti etkileyen önemli unsurlardan birisidir. Bir sektörden başka bir sektöre geçmesini engelleyen veya kısıtlayan faktörlerin bulunması o sektördeki rekabet şartlarını da arttırabilecektir. Bir sanayi kolunda çıkışı engelleyen başlıca faktörler; (1) Alternatifi olmayan, satışı zor ya da imkansız bina ve donanım yatırımının bulunması, (2) Bir sanayi kolunu terk etme sonucu çalışanlara ödenmesi gerekecek büyük miktarda para çıkışı, (3) Bir işletmenin uzun süredir faaliyet gösterdiği sektörü rasyonel olmayan sebeplerle bırakmak istememesi, (4) İşletme birimleri arasındaki stratejik ilişkiler, tedarik ilişkileri sanayi kolunu terk etmeyi engellemesi, (5) Ekonomik anlamda sektöre mutlak bağımlılık olarak sıralanabilir.

XI.    Rakiplerin atıl kapasiteleri de, rekabeti etkileyebilen bir unsurdur. Bazı işletmeler, mevcut atıl kapasitelerini kullanarak en azından sabit maliyetleri düşürmek için çok düşük fiyatlardan üretim yapabilirler. Bu da rekabet ortamının yoğunlaşmasına neden olur. Sektörde atıl kapasitelerin bulunmasının ana sebebi ise arza göre talebin düşük olmasıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve Çin’de tekstil sektörüne önemli yatırımların yapılması, gelecekte tekstil sektöründe faaliyette bulunan işletmelerin daha fazla atıl kapasite ile çalışma tehdidi ile karşı karşıya kalmasına yol açabilecektir.

 

2-Potansiyel Giriş Tehdidi;

 

Sadece sektör içerisinde tehdit yaratan mevcut rakipler değil; sektöre girme olasılığı bulunan işletmeler de, rekabeti etkiler. Bir başka ifade ile bir sektöre potansiyel rakiplerin girebilmesi ne derece kolaysa, gelecekte de bu sektördeki rekabetin de buna bağlı olarak o derece yüksek olması beklenebilecektir. Dolayısıyla, herhangi bir giriş engeli olmayan sektörler her zaman rekabet artışlarına maruz kalabileceklerdir.

Sektör giriş engelleri, sektöre girebilme ihtimali ve/veya niyeti olan girişimcilerin/işletmelerin, giriş ihtimalini zayıflatan, onları sektöre giriş konusunda isteksizliğe iten ve engelleyen faktörlerdir. Bunlar doğal ya da suni olarak meydana gelmiş olabilir. Ayrıca bu engeller psikolojik giriş engelleri, ekonomik giriş engelleri ve fiziksel giriş engelleri gibi bölümlere de ayrılabilir. Giriş engelleri ana hatlarıyla; sektörel kar marjının düşük olması, sektörel talep yapısı, sektörde mevcut yoğun rekabet yapısı (sektördeki mevcut işletme sayısının fazlalığı, devletlerin etkisi, emek maliyetleri), ilk giriş için gerekli yüksek yatırım sermayesi veya yüksek teknoloji, ölçek ekonomileri, ölçekten bağımsız maliyet dezavantajları (markalı ürünlerin varlığı, marka bağlılığının yüksek olması, hammaddeye ulaşmadaki zorluk, sektörel deneyim, vb.), dağıtım kanallarına kolay ulaşılamaması gibi sıralanabilir.

Tekstil sektörünün emek yoğun bir sektör olması, sektör olarak ülkelerin sanayileşme sürecinde önemli bir yeri olması ve bu sektöre ilk defa girmek isteyen potansiyel rakiplerin önünde herhangi bir giriş engelinin olmaması, özellikle son yıllarda pazara yeni giren işletme ve rakip ülke sayısının çoğalmasına neden olmuştur. Bunun sonucunda tekstil sektöründeki rekabet önemli ölçüde arttırmıştır. Tekstil sektörüne girişi etkileyen faktörler aşağıda açıklanmıştır.

I.         Sektörde çok sayıdaki rakibin varlığı, dolayısıyla yüksek rekabetin oluşması ve sonuçta düşük kar marjlarıyla karşı karşıya kalmak, tekstil sektörünün günümüzdeki mevcut durumudur. Bu durumu lehine çevirmek isteyen üreticiler ölçek ekonomileri yoluyla, yüksek üretim yapıp maliyet avantajı elde edip, kar marjlarını olabildiğince arttırmaya çalışmaktadırlar. Ölçek ekonomileri, işletme büyüklüğüne bağlı olarak elde edilen maliyet avantajlarını ifade etmektedir. Ölçek ekonomilerinin kaynakları olarak, standart ürünlerin seri üretimi sonunda maliyetlerin kısılması, hammadde ve yardımcı malzemelerin büyük miktarlarda alınmasıyla sağlanan ıskontolar, yüksek üretim miktarlarına bağlı olarak azalan sabit giderler ve reklamda ölçek ekonomileri gösterilebilir. Ölçek ekonomilerinin mevcut olduğu bir sektöre girmek niyetinde olan yeni bir işletmenin, küçük bir ölçekle üretime girmesinin getireceği önemli maliyet dezavantajlarını veya büyük ölçekle girmek için gerekecek önemli sermaye maliyetini göz önüne alması gerekecektir. Buna göre ülkeler bazında bir değerlendirme yapacak olursak, en iyi ölçek ekonomisine ve girdi maliyetine sahip olan ülke Çin olarak görünmektedir. Çin’in arkasından Pakistan ve Hindistan gelmektedir. Görüleceği üzere bu üç ülke dünyadaki en büyük nüfusa sahip ilk üç ülkedir. Bununla birlikte, tekstil sektöründe en büyük girdi emektir. Bunun anlamı bu ülkelerin genel anlamda bir maliyet avantajına sahip olduğudur. Ancak bu ülkeler bu avantajlarını daha yüksek kar marjı amacıyla değil, pazara nüfuz etme (pazarı derinliğine ele geçirme) stratejisi çerçevesinde kullanmaktadırlar.

II.      Tekstil sektöründe mevcut arz ve talep sürekli ve yüksek miktarlıdır. Ancak talep az sayıdaki belirli müşteriler (toptancı, ithalatçı, vb.) tarafından paylaşıldığı için, işletmeler arasında buna bağlı olarak müşteri kapma savaşları yaşanmaktadır. Talep, arza nazaran yüksek ise doğal olarak fiyatlar ve dolayısıyla da kar marjları yükselecek ve sektör yeni işletmeler için cazip hale gelecek olmasına rağmen, tekstil sektöründeki talebin az sayıdaki müşterilerden geldiğini ve tekstil arzınızda çok sayıdaki üreticiler tarafından sunulduğunu düşünürsek durumun tam zıt yönde gelişmektedir. Bir başka ifade ile düşük talep-yüksek arz sonucu oluşan düşük fiyatlar ve rekabet artışı günümüz tekstil sektörünün genel yapısını oluşturmaktadır. Bu, sektöre yeni girme ihtimali olan işletmelerin yatırım kararlarını olumsuz etkileyen bir durum olması beklenirken, özellikle Uzakdoğu ülkelerinde tekstil sektörünün istihdam hacimlerini olumlu etkilemesinden dolayı yatırımlarını devam etmektedirler. Şu anda dünyadaki mevcut tekstil arzına göre talep düşük düzeydedir. Dolayısıyla, belirli bir talebe karşılık sürekli artan bir arza sahip olan tekstil sektöründe fiyatlar aşağı düşme eğilimindedir.

III.   Mevcut rekabet yapısı, sektördeki rakiplerin sayısından, sektör içerisindeki etkinliğinden, oluşmuş olan piyasa yapısından, arz-talep ilişkisinden, vb. faktörlerinin etkisinde şekillenir. Mevcut rekabetin yoğun (kuvvetli) olduğu sektörlere yeni işletmeler girmek istemezler. Çünkü rekabet yüksek ise satış fiyatları düşük, kar marjı düşük ve sektörde tutunmak zor olacaktır. Tekstil sektöründe yerel, ulusal ve uluslararası rekabet çok yüksektir. Yerel alanda düşünürsek, Denizli içerisinde ne kadar fazla tekstil üreticisi işletme olduğunu hepimiz düşünebiliriz. Ulusal alanda da bu durum farklı değildir. İstanbul’dan Kayseri’ye, Adana’ya kadar birçok ilde tekstil üreticileri bulunmaktadır. Uluslararası alanda ise globalleşmenin artması sonucu oluşan, ticari serbestlikler (kotaların kalkması, vb.) sayesinde birçok Uzakdoğu işletmelerinin dünya tekstil sektörüne dahil oldukları hatta büyük bir oranda bu sektörü ele geçirdikleri söylenebilir. Bir milyarın üzerindeki nüfusuyla Çin, 800 binin üzerindeki Hindistan ve bir o kadar da Pakistan’ı düşünecek olursak, 80 bin nüfuslu Türkiye’mizin nasıl bir rekabet içerisinde olduğunu mevcut işgücü bağlamında tahmin edebiliriz. Tabiî ki ülke nüfuslarının tümü bu sektörde üretim yapmamakla birlikte genel olarak her ülkede benzer oranda bir dağılım olduğunu düşünürsek ve tüm bu üretimin birincil ve esas pazarlarının Avrupa ile Amerika olduğunu var sayarsak, ne kadar şiddetli bir rekabetin içerisinde olduğumuz anlaşılabilir. Bu yoğun rekabet ortamı yerel ve ulusal alanda yeni giriş tehditlerini düşük kılar. Ancak uluslararası alanda ise bahsettiğimiz üç Uzakdoğu ülkesiyle rekabete kalkışabilecek pek bir ülke yoktur. Bu yüzden en azından sektördeki rekabet faktörlerinde bazı değişmeler olmadıkça, sektöre yeni ülke girişleri beklenmemektedir.

IV.    Devletler Tarafından Yaratılan Giriş Bariyerlerine örnek olarak; uluslararası ticaret kısıtlamaları (kotalar), sübvansiyonlar, ithalat-ihracat mevzuatları ve dış ticaret politikaları verilebilir. Ulusal anlamda düşünürsek bundan birkaç yıl öncesine kadar özellikle Amerika Birleşik Devletlerinin, tekstil ürünleri için bazı ülkelere (Çin, Mısır, Pakistan, Hindistan vb.) uygulamış olduğu kotaları kaldırmasıyla birlikte, sektörde Türkiye lehine işleyen çok önemli bir giriş bariyeri ortadan kalkmıştır. Yine, bazı ülke devletlerinin kendi işletmelerine vermiş oldukları destek ve yardımlar (sübvansiyonlar) sayesinde elde ettikleri maliyet avantajı, diğer ülkelerdeki potansiyel işletmelerin bu sektöre giriş konusunda isteksiz kalmalarına yol açarak onlar için bir giriş bariyeri oluşturmuştur. Örneğin Çin’in kendi işletmelerine verdiği teşvikler, Türkiye’deki girişimcilerin bu sektöre yatırım yapmasını engelleyici, isteksizleştirici bir faktördür. Ülkelerin ithalat ve ihracat mevzuatları da ürün ve hizmetlere standartlar, kurallar koyarak bir giriş bariyeri yaratabilirler. İthal edilecek ürünlerin CE ve Oeko-Tex Belgesi bulunmasını zorunlu tutan bir ithalat yasası buna örnek olarak gösterilebilir. Daha somut bir örnek vermek istersek, şu an gündemde olan “Made in …” etiket zorunluluğu da benzer bir etki yaratmak üzere düşünülen bir harekettir. Türkiye dahil olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinde üretilen ürünlerde “Made in Europe” yazarken,  Uzakdoğu’dan, örneğin Çin’den ithal edilen ürünlerde “Made in China” yazılması ile psikolojik bir giriş bariyeri yaratılmak istenmektedir. Devletler, içerisinde bulundukları politik yapıya göre hareket ederler. Türkiye’de, 1980 yılından sonra ithal ikamesi yerine ihracata yönelik bir ekonomi politikası izlenmiştir. Bu doğrultuda özellikle tekstil sektörüne yüksek teşvikler ve kolaylıklar getirilmiştir. Bu sayede 1980 yılından itibaren ihracat rakamları günümüze değin yüksek bir artış göstermiştir. Bu yıllar içerisinde tekstil sektörü Türkiye Ekonomisinin lokomotifi konumuna gelmiştir. Ancak son yıllarda, tekstil sektörüne yapılan teşvik ve yardımlar oldukça azaltılmıştır. Bir anda tekstil sektöründe faaliyet gösteren işletmeler, teşviklerin azalmasıyla kendilerini daha rekabetçi bir piyasada bulmuş ve bu duruma adapte olmakta oldukça güçlük çekmektedir. Ülkemizde tekstil sektörüne tatminkâr teşvik ve devlet desteği bulunmamaktadır. KDV indirimi ve KDV iadesi gibi basit yardımlarda bulunulsa bile bunlar sektöre yeni girme ihtimalleri olan işletmeler için yeterli cazibeye sahip değildir. Uluslararası alanda düşünürsek, Çin, tekstil sektörüne şu anda çok büyük teşviklerle destek olmaktadır. Aynı oranda olmasa da Hindistan ve Pakistan’da da aynı durum söz konusudur. Bunun etkisi olarak şu söylenebilir ki, bu durumu gözlemleyen sektöre girme olasılığı bulunan ulusal işletmeler, bu sektöre girmekte isteksiz olacaklardır. Ancak bahsettiğimiz ülkelerdeki mevcut rakip işletmeler için bu durum, tam tersi bir etki yaratarak daha fazla işletmenin Çin tekstil sektörüne katılmasını sağlayacaktır. Hatta bu sektöre girme ihtimali olan ulusal işletmelerimiz için dahi bahsedilen ülkelerdeki teşviklerin cazip olmasından dolayı, bu teşviklerden yararlanmak amacıyla bu ülkelerde yatırım yapabilecektir. Böylece yeni katılan işletmeler, Çin’in bu sektördeki ölçek ekonomisinden faydalanırken, Çin de mevcut ölçek ekonomisini daha kuvvetli bir hale getirebilecektir.

V.       Tekstil sektöründe üretim maliyetlerinin içerisinde en önemli maliyet unsurlardan biri emektir.  Emek, insan gücüdür. Ne kadar fazla insan o kadar emek, o kadar emek arzı demektir. Dolayısıyla arzın fazla, talebin eksik olduğu yerde fiyatlar her zaman düşük olacaktır. Nüfusun fazla olduğu ülkelerde, insan gücü de fazla, emeğin fazla olduğu ülkelerde işgücü maliyetleri düşük olacaktır. Kısaca, işgücü maliyetleri nüfus ile doğru orantılı olacaktır. Ülke nüfuslarına bakacak olursak Çin bir milyarın üzerinde, Hindistan 800 binin üzerinde, Pakistan 600 binin üzerinde ve Türkiye 80-100 bin arasındadır. Emek maliyetlerini etkileyen bir diğer unsurda gelişmişlik düzeyidir. Gelişmemiş ülkelerde daha vasıfsız işçilerin bulunduğu düşünülürse, aynı nüfusa sahip olsalar dahi iki ayrı ülkede emek maliyetleri farklı olacaktır. Gelişmiş ülkede ki emek maliyeti çok yüksekken, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkede düşük olacaktır. Gelişmişlik olarak bakacak olursak Çin, Hindistan ve Pakistan’ın gelişmişlik düzeyleri aynı seviyelerde iken Türkiye bu ülkelere nazaran daha gelişmiştir, Yani Türkiye’deki işgücü bu ülkelerdekine göre daha kalifiyedir ve dolayısıyla daha yüksek maliyetlidir. Tabi üretimde daha kaliteli olmaktadır. Bunun yeni girişlere etkisini düşünecek olursak, hem nüfus hem de gelişmişlik düzeyi açısından bakıldığında ülkemizdeki işgücü fiyatının Uzak doğuya göre yüksek olması, giriş potansiyeline sahip işletmeleri Türkiye’de tekstil yatırımı yapmaları konusunda isteksiz kılacaktır. Çünkü daha düşük işgücü maliyetlerinin mevcut olduğu ülkelerdeki işletmelerle rekabet etmekte zorlanacaklardır. Bir alternatif olarak yatırımı bu ülkelerde yapmayı tercih eden ulusal işletmelerimizde mevcuttur. Ancak bu durumun sonsuza kadar böyle devam etmesi de beklenmemelidir. Örneğin, günümüzde Çin’in sahip olduğu ve işletmelere maliyet avantajı sağlayan birçok uygulamanın, zamanla başka ülkeler tarafından uygulanması ile uzun dönemde tıpkı Türkiye gibi Çin’de rekabet avantajlarını yitirebilecektir. Örneğin Mısır’da enerji, hammadde ve işgücü maliyetlerinin daha düşük olması,  ABD ile serbest ticaret anlaşmaları imzalaması ile birlikte Mısır’dan ABD’ne yapılan ihracatta gümrük vergisi ve kotanın olmaması bu ülkeyi tekstil yatırımları için çok cazip bir ülke haline getirecektir.

VI.    Şuan ki tekstil sektörü çok yüksek ve taklit edilemez bir teknoloji gerektirmemektedir. Bu ilk yatırım maliyetlerinin çok yüksek olmamasına, dolayısıyla emek maliyetinin toplam maliyet içerisinde önemli olmasına yol açar. Daha önce belirtilen faktörlerde açıkladığımız bilgiler doğrultusunda, düşük teknoloji gerektiren sektör yeni giriş tehditlerini arttırır.

VII. Günümüzde markalaşma, tekstil sektöründe karın maksimizasyonu için olmazsa olmaz bir şart haline gelmiştir. Kendi markasını yaratmış olan bir işletmenin ürününün, menşei dahi çok fazla bir şey değiştirmez. Aynı ürünü aynı emekle üreten iki işletmeden birinin markalaşmayı gerçekleştirdiğini düşünürsek, markası olan işletmeler daha yüksek kar marjı ile ürünlerini satabileceklerdir. İşletmeler markalaşma ile maliyete dayalı fiyatlandırma zorunluluğunu ortadan kaldırır. Bu sayede markalaşma, maliyetlerin satış üzerinde ki etkisinin kalkmasını da sağlayarak, işletmeleri, maliyetler sebebiyle oluşan rekabetten kurtarabilir. Yerel alanda, irili ufaklı yüzlerce işletme içerisinde markalaşmayı sağlayabilen işletme sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Ulusal alanda da durum pek farklı değildir. Uluslararası alanda ise, markalaşma denildiğinde Avrupa ve ABD merkezli işletmeler akla gelmektedir. Uzakdoğu merkezli işletmeler günümüzde markalaşma konusunda bizden farklı değildirler.

VIII.        Son olarak mevcut çıkış bariyerleri de bir giriş bariyeri olarak göz önüne alınmalıdır. Çıkış bariyerleri, işletmenin kalmasında fayda olmadığı sektörleri terk edememesini sağlayarak, mevcut rekabetin artmasına ve sektöre yeni girecek olan işletmelerde isteksizlik oluşmasına neden olur. Burada sektörden çıkışın anlamı, mevcut sektörden çıkarak karlı bir sektöre girmektir. Şuan ülkemizde kurulu tekstil fabrikalarını düşünecek olursak, geçerli çıkış bariyerlerinin mevcut olduğunu görebiliriz. Sektörden ayrılamayan tekstil işletmeleri zorunlu olarak savaşmak durumunda kalmakta ve bu da rekabeti yoğunlaştırmaktadır. Çıkış bariyerleri daha detaylı olarak ileriki bölümlerde incelenecektir.

3-İkame Mallar Tehlikesi:

 

İkame mal veya hizmet, bir sanayi kolundaki işletmelerin benzer müşteri ihtiyaçlarına hitap edecek şekilde ürettikleri mal veya hizmetler olarak tanımlanabilir. Örneğin, kırmızı et üreticileri sadece birbirleri ile değil, aynı zamanda beyaz et (tavuk ve kümes hayvanları) ve pembe et (balık ve deniz mahsulleri) üreten işletmelerle rekabet halindedir. Aynı şekilde kahve sektöründeki işletmeler, çay ve alkolsüz içki sektöründeki işletmelerle dolaylı olarak rekabet halindedirler.

Porter’a göre bir sanayi kolunda ikame tehdidinin belirleyicileri, ana hatlarıyla ikame ürünlerin göreceli fiyat performansları, maliyet değişimleri ve müşterilerin ikame mala olan doğal eğilimleri olarak belirtilebilir. İkame ürün/hizmet sayısı çok ve bunların ihtiyacı karşılamada benzerliği yüksek ise müşterilerin alternatifleri artar ve talep elastikiyeti düşer. Dolayısıyla satış fiyatları düşer ve sonuçta rekabet yükselir.

Porter’ın analiz çerçevesi içerisinde düşünürsek, tekstil sektörü için önemli bir ikame mal tehdidi bulunmamaktadır. Ancak gelecekte teknik tekstil olarak nitelendirdiğimiz tekstil ürünleri, mevcut tekstil ürünleri için daha fazla ikame özelliği kazanarak, bu ürünlere olan talebin azalmasına ve fiyatlarının düşmesine neden olabilecektir.

4-Alıcıların Pazarlık Gücü:

 

Alıcıların sayısının az veya sınırlı olduğu (Oligopson Piyasalar) bir sektörde yoğun bir rekabet beklenmektedir. Yerel ve ulusal alanda, alıcı sayısının sınırlı olması ve bu alıcıların taleplerini karşılayabilecekleri çok sayıda işletmelerin bulunması, alıcıların pazarlık gücünü arttırmaktadır. Bu da tekstil işletmeleri arasında müşteri kapma rekabeti yaşanmasını neden olmakta ve çoğunlukla fiyatların daha fazla düşmesi ile sonuçlanmaktadır. Uluslararası Tekstil sektöründe müşteri sayısı, üretici sayısına göre azdır. Sayılarının az olmasına karşın bu müşterilerin alım potansiyeli ve sipariş başına düşen miktarlar çok yüksektir. Çoğunlukla da tek bir üreticinin üretiminin çoğunluk kısmını tek bir müşteri satın almaktadır.

Alıcıların pazarlık gücünü etkileyen bazı unsurlar;

i.           Piyasada çok sayıda küçük-orta ölçekli tekstil üreticisine karşılık, az sayıda büyük alıcıların bulunması,

ii.          Alıcıların tek bir siparişte yüksek alımlar yapması,

iii.        Bir üreticinin üretiminin çoğunluğunu tek bir müşteri tarafından satın alınması,

iv.        Alıcıların üreticiyi istedikleri zaman herhangi bir zorluk yaşamadan kolayca değiştirebilmeleri olarak sıralanabilir.

Buna göre, özellikle ihracat yapan işletmelerin alıcılarının ve müşterilerinin güçlü olması, dağıtım kanalları üzerinde etkili olması, sektörü yönlendirebilme gücü, alıcıların daha iyi bir fiyat veya kalite için üreticiyi çok kısa bir surede, herhangi bir maliyete katlanmadan değiştirebilme potansiyeline sahip olması ve sınırlı sayıda alıcı ile çalışması alıcıların pazarlık gücünü önemli oranda artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren çok sayıda işletmenin tekstil sektörüne girmesi ile birlikte üretimin artması, işletmelerin atıl kapasitelerinin bulunması, alıcıların pazarlık güçlerini önemli ölçüde de arttırmaktadır. Buda fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı yaratan bu etkisi sayesinde, sektördeki rekabet artmaktadır.

5-Tedarikçilerin Pazarlık Gücü:

 

Tedarikçiler, üreticilerin üretimi sağlayabilmek için gerekli girdileri temin ettikleri işletmeleri ifade etmektedir. Porter’a göre, tedarikçilerin güçlü olduğu sektörlerde rekabet yüksek olacaktır. Doğaldır ki, tedarikçiler güçlü ise tedarik maliyetleri yüksek olacak ve bu üretim maliyetlerine yansıyarak son mamul maliyeti ile satış fiyatı yüksek olacaktır.

Porter’a göre, tedarikçiler aşağıda belirtilen durumlarda iyi bir pazarlık gücüne sahip olacaklardır;

i.           Tedarikçiler, sektördeki işletmeler için önem arz eden ve az sayıda ikamesi bulunan ürün/hizmet üretiyorlarsa,

ii.          Sektördeki işletmeler için tedarikçi değiştirmek çok maliyetli olacaksa,

iii.        Tedarikçiler yatay olarak sanayide bütünleşmeye gidebilirlerse tedarik maliyetleri yükselecek ve sektördeki işletmelerin rekabet gücünü azaltacaktır.

Bunun tersi olarak, tedarikçilerden mal alan işletmelerin dikey bütünleşme için gerekli güçleri yoksa ve söz konusu sektör tedarikçiler için önemli bir müşteri değilse, tedarikçiler herhangi bir fiyat indirme veya kalite arttırma baskısıyla karşı karşıya kalmayacak ve üreticilerin girdi fiyatlarını düşürme fırsatını yakalamaları mümkün olmayacaktır.

İşletmeden işletmeye değişmekle beraber tekstil sektöründeki başlıca tedarikçileri düşünecek olursak iplikçiler, boyahaneler, fason dokuma atölyeleri, fason üretim yapan konfeksiyon atölyeleri/ekipleri, aksesuar satıcıları, paketleme malzemeleri satıcıları ve nakliyat işletmeleri ilk akla gelenlerdir. Belirtilen faktörlere göre düşünecek olursak tekstil sektöründe ki tedarikçilerin pazarlık gücünün ve sektörü yönlendirme gücünün bulunmadığını net bir şekilde söyleyebiliriz. Sadece hammadde tedarikçilerinin kısmi gücünden söz edebiliriz. İplikçiler, bundan birkaç yıl öncesine kadar sektörde güçlü bir tedarikçi yapısına sahipken bugün artan ithalat ve yeni yatırımlar sayesinde artan arz, onların bu gücünü yitirmesine sebep olmuştur. Buna göre, tekstil sektöründe faaliyet gösteren çok sayıda işletme olmasından dolayı tedarikçilerinin gücü ise kısıtlıdır. Buna göre tekstil işletmeleri tedarikçilerine karşı daha güçlü alıcılarına göre daha zayıf bir durumda bulunmaktadır.

 

SONUÇ

Denizli ekonomisinde önemli bir yeri olan tekstil sektörü yoğun rekabet şartları ile karşı karşıyadır.  1 Ocak 2005 tarihinde uluslar arası tekstil ticaretini etkileyen kotaların kaldırılması, tekstil işletmelerinin daha yüksek rekabet şartları ve pazarlarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmalarına neden olmuştur. Bunun sonucunda tekstil işletmeleri, ürünlerin fiyatlarında ve kar marjlarında önemli düşüşler ile karşı karşıya kalmışlardır. Özellikle kotaların kaldırılması kısa vadede Çin, uzun vadede ise Hindistan, Pakistan ve benzer özelliklere sahip kalkınmakta olan ülkeler için önemli bir avantaj olarak değerlendirilmekte ve bu ülkelerin tekstil sektöründe önemli bir güç olması ve gelecekte bu ülkelere Mısır, Afganistan gibi yeni ülkelerin girmesi beklenmektedir.

Porter’ın geliştirdiği beş güç analizine göre günümüzde ve gelecekte tekstil sektöründe yoğun bir rekabet beklenmektedir. Bunun temel nedeni sektördeki işletmeler arasında yoğun bir rekabetin bulunması, alıcıların güçlü olması ve bu sektöre potansiyel girişlerin devam etmesidir.  Buna göre tekstil işletmeleri eski üretim ve pazarlama yöntemleri ile Türkiye ve Dünya pazarlarında eskisi gibi başarılı olması beklenmemelidir. Tekstil işletmeleri önemli bir değişim süreci ile karşı karşıyadır. Bu değişimi başarılı bir şekilde gerçekleştirebilen işletmeler faaliyetlerini sürdürürken, değişime ayak uyduramayan işletmeler ise tekstil sektöründen çıkmak sonucu ile karşı karşıya kalabileceklerdir.

Bu noktada Denizli Tekstil işletmeleri;

·          Maliyet ve fiyat düşürme yönlü rekabetten kaçınılarak, farklılığa dayalı rekabete odaklanılmalı, ucuz, sıradan ve kitlesel olarak üretilen tekstil ürünleri yerine, İtalya ve Fransa örneğinde olduğu gibi moda, marka ve kişisel isteklerin ön planda olduğu tekstil ürünlerine odaklanarak üründe farklılık ile rekabet avantajları sağlanmalı,

·          Katma değeri yüksek tekstil ve hazır giyim ürünleri geliştirmeye çalışmalı ve bu yönde ÜR-GE çalışmalarına (ürün geliştirme) önem vermeli, sürekli yeni model ve çok çeşitli ürünler sunmalı, yanmayan, terletmeyen teknik tekstil ve hazır giyim ürünlerine daha fazla yönelmeli ve bu şekilde rakip işletmelere göre önemli farklılıklar yaratmaya çalışmalı,

·          Kısa vadede, kısa terminlerle çalışan müşterilere yönelip, hizmette farklılık ile belirli bir oranda rekabet avantajı sağlanmalı,

·          Ölçek ekonomilerini en iyi şekilde kullanarak, işletmelerin ve çalışanların verimliliklerini daha fazla arttırarak Çin’e göre maliyet dezavantajını düşürmeye çalışmalı,

·          Marka yaratmaya çalışmalı ancak yerel/bölgesel pazarlarda marka olmadan uluslar arası marka yaratmaya çalışmamalı ve bu şekilde ihracatları içindeki fason üretimin payını azaltmalı,

·          İşletmenin büyüklüğü, finansal gücü vb. özelliklere göre alıcılar ve/veya rakipler ile çok iyi stratejik işbirlikleri (tedarikte, üretimde, pazarlamada, dağıtımda vb. alanlarda) kurulmaya çalışmalı,

·          Ulusal tedarikçilere karşı var olan kuvvet kullanılarak işletmeye bağımlı hale getirilmeli,

·          Uluslararası tedarik zinciri yaratarak, hammadde ve bazı katma değeri düşük süreçleri, ölçek ekonomilerinin güçlü olduğu ülkelerden tedarik edilebilmeli, (Örneğin ipliği Pakistan’da ürettirip, Afganistan’da dokutmalı, Türkiye’de dikmeli)

·          Mevcut atıl kapasitelerin belirlenip, bunların iyi bir organizasyonla üretime katılması sağlanarak en azından sabit maliyetlere katkı yapması sağlanmalı,

·          İyi bir maliyet sistemi (maliyet muhasebesi) kurarak maliyetlerin daha iyi yönetilmesi sağlanmalı,

·          Üretim takip yazılımları ile daha çevik bir organizasyon yapısı sağlanmalı,

·          Mevcut pazar ülkelerinde konuşlanmış iyi bir pazarlama satış-pazarlama ağı kurmaya çalışmalı,

·          Son olarak müşterilerle çok iyi bir ilişki kurulmalı ve hatta bu durum dostluk ve ortaklık seviyesine ulaştırılmaya çalışılmalıdır.

Sonuç olarak işletmeler arasındaki mevcut rekabet şartlarını etkileyen çok sayıda faktörler bulunmaktadır. Özellikle tekstil sektöründe mevcut işletmeler arasındaki rekabet, sektörde atıl kapasitenin ve arz fazlalığının bulunması, tekstil sektörüne yeni ülkelerin ve işletmelerin girmesinin kolay olması ve alıcı işletmelerin ve dağıtım kanalına sahip olan işletmelerin çok güçlü olması günümüzde ve gelecekte tekstil sektöründeki rekabeti daha da arttıracaktır. Tekstil işletmeleri bu faktörlere göre rekabet şartlarını analiz ederek rekabet stratejilerini belirlemelidir.

Süleyman BARUTÇU

Yrd. Doç. Dr., Pamukkale Üniversitesi, İİBF İşletme Bölümü,

20040 Kınıklı DENİZLİ

sbarutcu@pamukkale.edu.tr

Bora ORHUN

ABC Tekstil Giyim San. ve Tic. Ltd. Şti., Pazarlama / Satış / İhracat Departmanı

20250 Pınarkent  DENİZLİ

bora@abctekstil.com

KAYNAKÇA

Barutçu, S. (2004) Denizli İmalat Sanayii’nde Tedarik Üretim ve Pazarlama, Denizli Sanayi Odası, Denizli İli İmalat Sanayi Envanteri Serisi 7, Denizli.

Barutçu, S., Tanyeri, M. (2004) “Strategic Supplier Alliances (Strategic Alliances in Supply Chain Management)” International Logistics Congress 2004, İzmir, Turkey, December 2-3, Proceedings, Vol I., 289-297

İslamoğlu, A.H. (2006) Pazarlama Yönetimi, Beta Basım A.Ş. Üçüncü Baskı, İstanbul.

Porter, M. E. (1980) Competitive Strategy, Techniques for Anaylsing Industries and Competitors, The Free Pres, New York, USA

Porter, M. E. (2003), “Rekabet Stratejisi”,  Sistem Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul.

Tek, Ö. B., Özgül, E. (2005) Modern Pazarlama İlkeleri, İzmir

Thomson, A.A., Strickland, A.J. (1995) Strategic Management, 8th Edition, USA

Scroll To Top